KATRAN ve TÜY modern sanat bilgi ortamı

ThursdayJune 3rd,2010

Occupation 101′ (Israeli-Palestinian conflict)

Kategori: Katran ve Tüy, videolar — KatranveTuy @ 12:23AM

SaturdayApril 3rd,2010

R. Crumb: The Bible Illuminated: R. Crumb’s Book of Genesis / David Zwirner, New York

Kategori: Katran ve Tüy, videolar — KatranveTuy @ 01:04AM

WednesdayFebruary10th,2010

‘Malina’, çağla cömert

Kategori: Katran ve Tüy, çağla cömert — Etiketler: — KatranveTuy @ 08:34PM

Malina

Çağın çarpık ruhuna direnmeye çalışırken, ister istemez kaçış yolları geliştiriyoruz. Hitler’in vatanı Avusturya’ya gelişimde kaçışın payını göz ardı edemem, burada ise bana yabancı, daha incelikli ve sinsi, başka türlü bir barbarlıkla karşılaşıyorum, Walter Benjamin’in sözü aklımdan çıkmıyor, uygarlıkların karşılaşması barbarlıkların karşılaşmasıdır.

Bir başka uygarlığı tanımak onun barbarlık yollarını fark etmekten geçiyor, ben de karşılaştığım bu bambaşka barbarlığı anlamaya çabalarken, ona direniş yolları ararken, faşizm üzerine okuduğum en duyarlı başyapıtı, Avusturyalı yazar ve şair , ’ın Malina’sını anımsıyorum.

Defalarca okuduğum bu kitabı, ancak şimdi, Viyana atmosferinde, içimde hissedebiliyorum. Dünyanın başına gelen en korkunç acımasızlığın ve en yoğun duyarlılığın, Hitler ve Bachmann’ın aynı ülkeden çıkmasının bir anlamı olmalı, henüz keşfedemediğim bu gizem, merakım beni Viyana’da tutuyor.

Wilhelm Reich,  Faşizm’in Kitle Ruhu Anlayışı adlı kitabında, Hitler’e neden çoğunlukla kadınların oy verdiğini soruyor, kadınların içindeki bu hastalık neydi, Malina işte bu hastalığı anlatıyor, Bachmann bu hastalıkla savaşıyor.

Faşizm insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar ve ben anlatmak istedim ki, savaş ve barış yoktur, hep savaş vardır, diyor Bachmann. Malina onun ‘Ölüm türleri’ adı altında yazmayı tasarladığı roman dizisinin ilki ve sonu oluyor, yazar kitap bittikten sonra 1973’te evinde çıkan bir yangında, kırk yedi yaşında ölüyor.

Yine duyarlı bir kadın, Nilgün Marmara, Kırmızı Kahverengi Defteri’nde Malina’dan yola çıkarak şöyle anlatıyor Bachmann’ı ve ölümü, ‘bir kadın bütün parçalanmış , yanmış aklı ve hiç sarsılmayacak açıklığıyla yazmış bir kadın. İçinden rastlantıyla geçtiği zamanlar, durumlar, ilişkiler yaralar açtıkça, kaçınılmaz olan göğe bir güneş bir ay ve bir çizgi yapmak ve sonra delirmek görevi. Kendilerini ölmeden bir ceset olarak algılayanlar intiharlarını başkalarının bir vasiyeti gerçekleştireceği gibi gerçekleştirirler. Ölüm yaşarken vardır, olmuştur cesedi yakarak ortadan kaldırmak gerekir. Domenico’nun nahif çığlık/dilekleri İngeborg’un çocuksu masalı…’

Nilgün Marmara da, tıpkı Bachmann gibi, Katie Kollwitz’in desenlerindeki ölümün soluğunu ensesinde hisseden, yüzlerinde dehşet ifadesiyle donmuş kalmış kadınlardan, canhıraş yazıyorlar. Marmara günlüğünde yazma sürecinden şöyle söz ediyor, ‘ölüm, yaşayabilmek için sonsuzca kaçındığımız, ama sözcükleri yaşatabilmek için kucak açtığımız …’

Malina, Ahmet Cemal Türkçesiyle,1985 tarihli Bilim, Felsefe ve Sanat yayınları baskısından okudum. Son baskısı, 2004 yılında Yapı Kredi yayınlarından yapılmış. Yetmişlerde kadın bakışı üzerine birçok feminist tartışmaya konu olan kitap,  ülkemizde feminist kesimlerce pek tartışılmadı. Belki de, hala yüzeylerde kadının adı olmamasıyla uğraşırken, derinlerdeki, evrensel adsızlığımızla yüzleşemiyor, dolayısıyla üzerine bir dil geliştiremeyip,  politik şemaya dökemiyoruz.

‘Pakistan’da olanların, şurada burada olanların korkunç olduğunu söylemek için büyük bir sanatın varlığı gerekmez’, diyor Bachmann, ‘yanı başımızda her gün nelerin olup bittiğini, günlük yaşamda insanların insanları nasıl öldürdüklerini söylemek, önce betimlenmesi gereken budur; önce bu yapılmalıdır ki, büyük cinayetlere nasıl yol açıldığı anlaşılabilsin.’

Belki de dünya önceliklerini doğru belirleyemediğinden, çağımızda büyük cinayetler artıyor, Malina ise önceliğimizi,  yani insanlığımızı anımsatması açısından geri dönülmesi gereken bir roman.

Çağla Cömert

http://www.itusozluk.com/goster.php/malina

MondayNovember23rd,2009

ene’l ayn, yt.

Kategori: Katran ve Tüy, yavuz tanyeli — KatranveTuy @ 02:44AM

ThursdayOctober29th,2009

Iran Inside Out catalogue

Kategori: Katran ve Tüy, sergiler — Etiketler: , , — KatranveTuy @ 11:18PM

Click to browse Iran Inside Out catalogue

Click to browse

Iran Inside Out catalogue

FridayOctober16th,2009

EUROPEAN BİENNİAL NETWORK

Kategori: Katran ve Tüy — Etiketler: — KatranveTuy @ 09:36PM

Coordinator:
Athens Biennial
Coorganisers:
berlin biennial for contemporary art
International Istanbul Biennial
Liverpool Biennial
Lyon Biennial
Associated Partners:
Venice Biennial
Göteborg International Biennial for Contemporary Art
Periferic
Manifesta
Tirana Biennial

TuesdayOctober13th,2009

Kategori: Katran ve Tüy, makaleler — Etiketler: , — KatranveTuy @ 06:55PM

MondayOctober12th,2009

VERSUS

Kategori: Bildiriler, Katran ve Tüy — Etiketler: , — KatranveTuy @ 10:11PM

FridayOctober 9th,2009

İstanbul şehrinde hayaletler dolaşıyor

Kategori: Katran ve Tüy, sergiler — Etiketler: , — KatranveTuy @ 11:14PM

My Name Is Casper İstanbul şehrinde hayaletler dolaşıyor,

hem de öyle böyle değil

240 sanatçı Karşı Sanat’ın önderliğinde ‘’My Name Is Casper / HAYALET “H-Y-L-T”

sergisiyle 3 Ekim’de tarihi Sümerbank binasında bir araya geldi.

Yaklaşık bir yıl süren uzun soluklu toplantılar sonucu sergi fikri oluşmuş. İmzası bilinir isimlerden genç sanatçılara, genç sanatçılardan orta kuşağa kalabalık bir orduyla karşımıza çıkıyor sergi. Durum böyle olunca resimden enstalâsyona, heykelden performansa her disiplinden işler mevcut sergide. Bu çeşitliliğin yanında hepsinin bir ortak noktası var sisteme başkaldırı.

İçi boşaltılmış kavramlara ve iktidarın güvencesine karşı bir metafor; sevimli bir hayalete dönüşmüş sanata karşı ismiyle, cismiyle gerçek bir hayalet karşımıza çıkan.

Sergi, eş zamanlı seyreden Bienale karşı bir tavırmış gibi görünse de hedef daha geniş kapsamlı aslında. Sanatın ve sanatçının, sistemin belirlediği kurallar dışında hareket edememesi, dar alanlara hapsedilmesine karşı bir özgürlük alanı açmak yola çıkış nedenleri.

Sanatçıların, hiçbir sanatsal yönlendirmeye maruz bırakılmaksızın, özgürce yapıtlar oluşturmasına olanak sağlanmış, son derece geniş açılı ve bağımsız bir “birliktelik” yaratılmış.

Sanatçıların özgürlükleri mekâna da yansımış. Sergiye ev sahipliği yapan Sümerbank binası da oldukça görkemli bir yer olduğundan, tuvaletlerden tutun da bodrum katına kadar her yer bir sanat alanına dönüşmüş.

Özellikle sergiyi ziyaret edeceklerin bodrum katını es geçmemelerini yeraltındaki hayaletlerle yüzleşmelerini tavsiye ederim. Sergi 24 Ekim’e kadar gezilebilir.

MY NAME IS CAPSER / HAYALET “H-Y-L-T”:

Yer : Sümerbank Binası, Bankalar Caddesi,no 5, Karaköy

TuesdaySeptember22nd,2009

Ömer Uluç’un cin tüneli

Kategori: Katran ve Tüy, istanbul, sergiler — Etiketler: , , , , — KatranveTuy @ 02:55AM
Ömer Uluç'un cin tüneliSergi, sıcak renklerin hâkim olduğu büyük boyutlu tuvallerden oluşuyor. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

22/09/2009 11:37 Ömer Uluç yeni sergisini Beylerbeyi Sarayı’nın tünelinde açtı. ‘Beylerbeyi Cinleri’ adlı, büyük resimlerden oluşan sergi, mekânı sarıp izleyiciyi şaşkına çeviren bir atmosfer oluşturuyor

Türk resminin yaşayan en büyük ustalarından Ömer Uluç, 2007 yılında bir şehir hatları vapurunda cinlerini sergiledikten sonra, sanat galerilerinin risksiz mekânlarına sığamaz oldu. Sanatçının cinleri, bu kez Beylerbeyi Sarayı Tüneli’nde açtığı sergisinde yine başrolde. Daima Picassovari bir ‘aramama ama bulma’ telaşında olan Uluç için yeni, hiç de yeni bir durum değil. Bununla birlikte ‘Beylerbeyi Cinleri’ sergisi ile bambaşka bir açılıma girmiş. Bu kez adımını atarken bazı şeyleri geride bırakmış. 140 metre uzunluğundaki tünel, alışılmışın hayli dışında bir sergi mekânı. Sultan Abdülaziz’in 1861-65 yıllarında Sarkis Balyan’a yaptırdığı bu yazlık sarayın Set Bahçeleri’nin altından geçen tünel II. Mahmud döneminden kalma. Kıyı yolunun işlevini sürdürmesi amacıyla yapıldığı öne sürülen tünel için, Sultanın gizli sevgiliye kaçış planları nedeniyle yaptırdığı gibi fanteziler de dile getiriliyor… Eşindikçe mistisizm kokan İstanbul’da, ne batılı ne doğulu üslubuyla toplumsal aradalığı hatırlatan Beylerbeyi Sarayı’nın bu daha da enteresan mekânı, bugün Uluç’un cinlerini ağırlıyor. Mekânı saran tuvaller Sergide, sanatçının 4×3.35 m.’lik demir konstrüksiyonlar üzerine gerçekleştirdiği 42 parçadan oluşan devasa tuvalleri yer alıyor. Tuvallerinin üst kısımları, tavana yaklaştıkça eğrilerek kemerli örtü sistemiyle bütünlük sağlıyor. Mekânı adeta saran, sağlı sollu toplam 280 metreye yayılan çalışmalarla sergi, mekana özgü bir nitelik kazanıyor. Sergideki her çalışma yine dört ayrı parçadan oluşuyor. Uluç, önceki çalışmalarından yola çıkarak üretmiş cinlerinin yeni suretlerini. Bu suretler bilgisayar yardımıyla tuvallere aktarılmış. Resim anlayışı, hareket, hız ve mobilite esası üzerine kurulu olan sanatçı, ‘Beylerbeyi Cinleri’nde de her şeyin sürekli yer değiştirebileceği gerçekliğinden yola çıkmış. Döngüsel biçimde dönme ancak daire değil, sarmallar oluşturarak hep başka bir noktaya varma, sanatçının karakteristiği. Dolayısıyla sergideki hiçbir parça daha önce üretilmiş olanla birebir aynı değil. Çalışmalar dijital ortamda, bazen eski bir resmin minicik bir ayrıntısının üzerinden geçilerek, bazen kolajvari biçimde gerçekleştirilmiş. Aynı küçük ayrıntı, mevcudunun on katı büyütülüp yan yana farklı renklerde basılmış. Bir tuvaldeki cin fırlayıp bir başkasına tutunmuş, iki cin üçüncü bir tuvale eklemlenmiş. Figürlerin tuvaller arasındaki geziniminden doğan bu dönüşüm, parçalanma ve yeniden oluşma ile dekonstrüktif bir anlayışın sonucu. RNA ve DNA’ların formlarıyla da ilgilenen sanatçının insandışı yaratıklarla kurduğu metafizik ilişki yine bilimsel bir arka plandan besleniyor. Bu sergide, sanatçının 80’lerin sonlarında Paris’teki bir sergisini gören John Berger’ın kaleme aldığı gibi; “hem hiç görmediğimiz hem de çok eski zamanlardan tanış olduğumuz görülmedik görüntüler” peşinde yine Uluç. Ebatları büyüdükçe muhteviyatı da farklılaşan cinler, realiteye koşullanmış bir aklın zeminsiz, uçuşan olarak niteleyebileceği soyutlukta. Bu yaratıkları göstermenin ötesinde, hissettiriyor Uluç. Çoğu kez figürün peşinde olduğunu belirtmiş olan sanatçının, şimdiye dek sarmal hareketlerle, kenarı-köşesi belli formlarda gerçekleştirdiği cinlerinin bu sergideki bazı tuvallerde giderek silikleştiğini, amorf karakterler kazandığını görmek hayli ilginç. Bir giriş ve bir de çıkış kapısı bulunan tünel, Ömer Uluç için karanlıktan aydınlığa açılan pencere niteliğinde. Fakat tünelin sonundaki günışığına varmak için, her bir tuvalin kendi renk âlemine dalmadan, kararlılıkla yürümeniz gerekiyor! Renk cümbüşü Parçaların kurduğu bağımsız dünyanın yanı sıra toplamdaki renk cümbüşünün, mekâna özgü ışık beraberinde yarattığı atmosferse apayrı. Sıcak renkler hayli kuşatıcı. Bu tuhaf yaratıkları hissetmek, kuvvetli renklerinin izleyen üzerinde bıraktığı etkiyle de pekişiyor. Sanatçının yeni denediği print tekniği, son dönemlerde gerçekleştirdiği, kabarık boya dokusu ve geniş yüzeylere dayalı resim anlayışını bertaraf etmiş gibi görünüyor. Ancak bu baskı tekniği ile renk kontrastlarının çok iyi verilmesi başka tür bir avantaj alanı açmış. Aynı tuval üzerinde net siyahta patlayan bir mavi, mavinin patlattığı bir siyah, resmin hükmünü hayli kuvvetlendiriyor örneğin. Maruz kaldığı yoğun etki, şaşkına çeviriyor izleyicisini. 26 Eylül’de sona erecek serginin MATRAŞ sponsorluğunda gerçekleştirildiğini belirterek, sanatçının aynı yöntemle küçük tuvallerde de çalışacağının müjdesini verelim.

ELİF DASTARLI

FridaySeptember11th,2009

Kategori: Bildiriler, Katran ve Tüy, videolar — Etiketler: , , — KatranveTuy @ 10:00PM

insan  isyanla  yaşar.

özgür korkmazgil



SaturdaySeptember 5th,2009

Hâlâ en korkunç hayalet,,

Kategori: Katran ve Tüy — Etiketler: — KatranveTuy @ 12:33PM

‘Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor-Komünizm hayaleti.

Eski Avrupa’nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek üzere büyük bir ittifak içine girdiler’ diye söze başladıklarında dünyayı geri dönülmez bir şekilde değiştireceklerini biliyorlardı. İnsanlık tarihinin yazılmış en güçlü metinlerinden biri olan Komünist Manifesto ‘Bütün Ülkelerin İşçileri, Birleşiniz!’ savsözüyle noktalandığı 1848 Ocak’ından bu yana, 160 yıl boyunca insanlığın farklı iklimlerinde, farklı koşullarda, farklı heyecanlarla okunageldi. Daha 1890 baskısına yazdığı önsözde yoldaşını çoktan Highgate mezarlığına gömmüş olan Engels, ‘Manifesto’nun kendisine ait bir yaşamöyküsü vardır’ deyip Avrupa’nın 40 yılını anlatıyor ve “Ama 42 yıl önce proletar-yanın kendi istemleriyle ortaya çıktığı ilk Paris Devrimi’nin arifesinde bu sözleri dünyaya duyurduğumuzda, buna çok az ses karşılık verdi. Bununla birlikte, 28 Eylül 1864’te Batı Avrupa ülkelerinin çoğunun proleterleri şanlı anılara sahip Uluslararası İşçi Birliği’ni kurmak üzere birleştiler. Enternasyonal’in kendisinin ancak dokuz yıl yaşadığı doğrudur. Ama onun yarattığı, bütün ülkelerin proleterlerinin ölümsüz birliğinin hâlâ yaşamakta olduğunun ve her zamankinden daha güçlü yaşamakta olduğunun en iyi tanığı günümüzdür” diyor ve bu coşkulu önsözü “Bir de Marx bunu kendi gözleriyle görebilmek için hâlâ yanımda olsaydı” sözleriyle bitiriyordu. Aradan geçen bir buçuk yüzyıl sonra Marx’ın hayaletinin, ya da birden fazla olduğunu iddia eden Derrida’ya selamlar, hayaletlerin karşısına geçip onlara kulak vermemiz gerekiyor. Tam da şu sırada. Kapitalizmin hoyratça vites değiştirdiği şu uğursuz dönemde.

Bunun için Marxist olmak gerekmiyor. Hem de hiç şart değil. Ama sürekli bir değişimi, dönüşümü öngören ve kendisi de farklı okumalara sonsuza dek açık bir metin olarak okumak gerekiyor Marx’ı. Değil mi ki Derrida’nın sözleriyle, “Yeni bir dünya düzensizliğinin yeni-kapitalizmini ve yeni-liberalizmini yerleştirmeye yeltendiği şu anda, hiçbir yadsıma Marx’ın hayaletlerini başımızdan atmayı başaramıyor.”

Komünizmin ipliğinin pazara çıkıp sonsuza dek yok olduğu, Marxizm’in çürüyüp dağıldığı günümüzde, bu metinlerin ancak akademisyenler tarafından değerli bir filozofa Batı

düşüncesi içindeki itibarını iade etmek için sükûnetle yeniden çözümlenmeleri gerektiği değil tabii, benim de bu yeniden okuma eyleminden muradım. Marx’ı filozofların yanına kilitleyip ondan kurtulabileceğini zanneden neoliberalizm avcunu yalıyor bile.

Her şeyden öte, Marx’ı insanlık tarihinde Stalinizmin kör okumasına emanet edip, iç huzuruyla Sovyetler tecrübesinin ağır anıt-mezarına gömen muzaffer kuvvetlerin yanılgısı kendi korkusunda açığa çıkıyor. Kapitalizmin, Marx’ın 160 yıl önce yazmış olduğu kaderinden kurtulamayıp tökezledikçe hâlâ bir hortlaktan korkar gibi Marx’tan korkması Manifesto’nun hâlâ güçlü, hâlâ okunaklı olduğunun açık kanıtı değil mi? Marx’ın insanlık adına talep ettikleri, dünyanın her köşesinde sisteme yönelik muhalefetin dilini biçimlendiriyor. Haydi, hemen belki yıllardır kapağını açmamış olduğunuz Manifesto’yu kitaplığınızdan bulup çıkarın. Bakın. Kadının toplumdaki yerinden, çocuk sömürüsüne (“Bizi, çocukların ana-babaları tarafından sömürülmesine son vermeyi istemekle mi suçluyorsunuz? Bu suçu kabulleniyoruz”), aile ve eğitim kurumunun vahşetinden özel mülkiyetin (“Demek ki, siz bizi, varlığının zorunlu koşulu toplumun büyük bir çoğunluğunun mülksüzlüğü olan bir mülkiyet biçimini ortadan kaldırmaya niyetlenmekle suçluyorsunuz. Elbette; bizim niyetimiz de zaten budur”) alçak kutsiyetine, milliyetçilikten ırkçılığa, uygarlık ülküsünün durmadan sorgulamak zorunda kaldığı her konuda şimşekler çakıyor o kısacık metinde.

Pakistanlı yazar Tarık Ali, Münih Havaalanı’nda tutuklanma öyküsünü anlatmıştı. Goethe Enstitüsü’ndeki seminerlere katıldıktan sonra bilet kontrolünden geçiyor. Çantası güvenlikte takılıyor. İçinde metal bir nesne tespit edildiğinden değil. Sahibinin rengi ve kimliği yüzünden. İçindekileri boşaltması isteniyor. Gazeteler, kirli çamaşırlar, dergi ve kitaplar ortalığa saçılıyor. Makinenin başındaki görevli bir dergide kenarına notlar alınmış bir makaleyi incelerken bir Alman yayıncının hediye etmiş olduğu Marx’ın henüz naylonundan soyulmamış kitabını görüverip heyecanla silahlı polise uzatıyor. Karl Marx, ‘İntihar Üzerine’ “Bu söz polisleri gerçekten heyecanlandırdı. Beni nasıl gördükleri yüzlerinden okunuyordu. Birini ele geçirdiklerini düşünüyorlardı. Pasaportum ve biniş kartım alındı. Çantamı toplamam söylendi. Şu önemli ‘kanıt’ hariç tabii. Sonra da havaalanının güvenlik departmanına götürüldüm. Beni tutuklayan polis yüzünde muzafferane bir gülücükle ’11 Eylül’den sonra

böyle kitaplarla seyahat edemezsiniz’ dedi. Ben de cevap verdim; ‘O zaman siz de böyle kitaplar basmayın ya da en iyisi hepsini meydanlarda yakın.’”

Yepyeni bir enternasyonalizmin mümkün olduğuna; Marx’ın hayaletinden bunca korkulmasının kutlu bir işaret olduğuna; onun nabzını tutmuş olduğu proletaryanın yerinde yeller esse de; kaybedeceklerimiz artık zincirlerimizden fazla olsa da sonunda kazanacağımız bir dünya olduğuna hep inandım.

YILDIRIM TÜRKER

SaturdaySeptember 5th,2009

Hükümetler Arası İklim Değişikliği Konferansı,Kopenhag

Kategori: Katran ve Tüy — Etiketler: — KatranveTuy @ 12:29AM

Sayın Başbakan,

Aralık 2009’da Birleşmiş Milletler tarafından Kopenhag`da düzenlenecek olan Hükümetler Arası İklim Değişikliği Konferansı’nın karbon salımlarının düzenlenmesi açısından öneminin bilincindeyim ve bu konferans hakkında farkındalık uyandırmak amacıyla gençlerin başlattığı bu imza kampanyasını destekliyorum.

Türkiye’nin Avrupa’da karbon salım oranı en hızlı artış gösteren ülke olduğu göz önüne alındığında, ülkemin bu konferansta en üst düzeyde temsil edilmesinin gerekliliğine inanıyorum.

Bir vatandaş olarak Kopenhag İklim Değişikliği Paneli’nde (IPCC) yapılacak olan anlaşmada Türkiye’nin sürdürebilir ve eşitlikçi bir anlaşma için gelişmiş ülkelere örnek olmasını talep ediyorum. Gelişmiş ülkeler dünyamızın 2 Santigrat derecelik ısınmayla kritik sınırı aşmaması için 2020 yılına kadar karbon salımlarının (1990 seviyesine göre) %40 ve 2050 yılında ise %100 oranında düşürülmesini ve gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlaması için yıllık 140 milyar dolarlık fon yaratılmasını sağlayacak gerçek bir iklim anlaşmasında birleşmelidir. Türkiye de Kopenhag’da üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

Bu küresel anlaşmada alınacak olan kararların dünyamızın yakın geleceği için hayati bir önem taşıdığını hatırlatarak, konferansa bizzat katılarak gereğini yapmanızı talep ediyorum.

Greenpeace Akdeniz

SaturdayAugust29th,2009

ALMANYA

Kategori: Katran ve Tüy — Etiketler: — KatranveTuy @ 12:36AM

Online Information on Contemporary Art

absolutearts.com

art:berlin

Artfacts

art-in-berlin.de

Artnet

Artnews

Artnow Online

Berlin Now

GoArt! Berlin

INDEX

KULTURbox.de

Kunstaspekte

Kunst Mitte Nord

Kunstnet

Museumsnächte

New exhibitions of contemporary art

Universes in Universe

Institutions in Berlin

Akademie der Künste

Bauhausarchiv

Berlinische Galerie

daad galerie

Deutsche Guggenheim Berlin

Deutscher Künstlerbund e.V.

Deutsches Historisches Museum

Freunde der Deutschen Kinemathek e.V.

Filmmuseum Berlin - Deutsche Kinemathek

Guardini Stiftung

Hamburger Bahnhof

Haus am Lützowplatz

Haus am Waldsee

Haus der Kulturen der Welt

ifa-Galerie

Jüdisches Museum

Künstlerhaus Bethanien

Kunstraum Kreuzberg

Kunstverein HERZATTACKE e.V.

Lange Nacht der Museen

M3 Kunsthalle - Atelierhaus Mengerzeile

Martin-Gropius-Bau

Museum der Dinge - Werkbundarchiv

Museum für Fotografie - Helmut Newton Stiftung

Museumsportal Berlin

NBK -Neuer Berliner Kunstverein e.V.

Neue Nationalgalerie

NGBK - Neue Gesellschaft für Bildende Kunst e.V.

Sammlung Berggruen

Sammlung Daimler Chrysler

Sammlung Hoffmann

Staatliche Museen zu Berlin - Preußischer Kulturbesitz

Topographie des Terrors

Das verborgene Museum

Project-  and Exhibition Spaces in Berlin

Autocenter

after the butcher

Anna-Catharina Gebbers

Bimal Projects

Brix

Buero Friedrich

Center

fleischzeigt

Forever and a day Büro

Foto-Shop

FUTURE7

Galerie der Künste

Kunstfabrik am Flutgraben

KUNSTrePUBLIK e.V.

Loop – Raum für aktuelle Kunst

M°A°I°S

Meinblau e.V.

Montgomery

pink gallery

PLAY Platform for Film & Video

SalonOst

SCHICKERIA

Skulpturenpark Berlin_Zentrum

SOX36

Sparwasser HQ

Zur Moebelfabrik

National Institutions, Project- and Exhibition Spaces

AdKV - Arbeitsgemeinschaft deutscher Kunstvereine

Akademie Schloss Solitude

Badischer Kunstverein Karlsruhe

Bonner Kunstverein

CAC Brétigny - Centre d‘art contemporain Brétigny

European Kunsthalle

Frankfurter Kunstverein

Galerie für Zeitgenössische Kunst Leipzig

Hamburger Kunsthalle

Hamburger Kunstverein

Haus der Kunst München

ifa - Institut für Auslandsbeziehungen

Kasseler Kunstverein

Koelnischer Kunstverein

Künstlerhaus Stuttgart

Kunsthalle Düsseldorf

Kunsthalle Fridericianum

Kunsthaus Hamburg

Kunstmuseum Stuttgart

kunstraum münchen e.V

Kunstsammlung K20K21 Düsseldorf

Kunstverein für die Rheinlande und Westfalen

Kunstverein München

lothringer13 München

Luitpold Lounge München

Museum der Bildenden Künste Leipzig

MMK - Museum für Moderne Kunst Frankfurt am Main

Phoenix Art Collection Falckenberg

Pinakotheken im Kunstareal München

Portikus Frankfurt am Main

Sammlung Goetz München

Schirn Kunsthalle Frankfurt am Main

Staatsgalerie Stuttgart

Städtische Galerie im Lenbachhaus

Stiftung Federkiel für zeitgenössische Kunst Leipzig

Stiftung Schloss Neuhardenberg

Ursula Blickle Stiftung

VillaMERKEL |  BAHNWÄRTERhaus Esslingen

Württembergischer Kunstverein Stuttgart

ZKM - Zentrum für Kunst und Medientechnologie Karlsruhe

International Institutions, Project- and Exhibition Spaces

Artangel

Baltic Centre for Contemporary Art Gateshead

Centre d’Art Contemporain Genève

Center for Icelandic Art (CIA.IS)

Centre Pompidou

Centrum Sztuki Wspólczesnej

De Pont museum of contemporary art

DESTE Foundation - Centre for Contemporary Art

Dia Art Foundation

DUM Association

Eurocult

Fargfabriken

Fondation Cartier

Fondazione Nicola Trussardi

Fundacja Galerii Foksal

Galeria Foksal

Gasworks Gallery

Galerija Gregor Podnar

Guggenheim Museum

Index - The Swedish Contemporary Art Foundation

iniva - Institute of International Visual Arts

IASPIS International Artists Studio Program in Sweden

Kunsthalle Basel

La maison rouge

MACBA - Museu d´Art Contemporani de Barcelona

MCA - Museum of Contemporary Art Chicago

Magasin 3 - Stockholm Konsthall

The Metropolitan Museum of Art

Moderna Galerija Ljubljana

Moderna Museet Stockholm

MoMA - The Museum of Modern Art

Musée d´Art moderne de la Ville de Paris

Musée de Jeu de Paume

New Museum New York

Palais de Tokyo Paris

Public Art Fund New York

Raster Gallery

Resonance FM

South London Gallery

SFMOMA - San Francisco Museum of Modern Art

Skuc Gallery Ljubljana

Stedelijk Museum Amsterdam

Tate

The Rockwell Project

The Showroom

Tranzit

Villa Manin - Centro d’Arte Contemporanea

Whitney Museum of American Art

Zachęta Narodowa Galeria Sztuki

Art Academies in Germany

Akademie der Bildenden Künste München

Hochschule für Film und Fernsehen Potsdam-Babelsberg

Hochschule für Grafik und Buchkunst Leipzig

Kunstakademie Düsseldorf

Kunsthochschule Kassel

Kunsthochschule für Medien Köln

Merz Akademie Stuttgart

Staatliche Akademie der Bildenden Künste Karlsruhe

Staatliche Akademie der Bildenden Künste Stuttgart

Staatliche Hochschule für Gestaltung Karlsruhe

Städelschule Frankfurt am Main

Universität der Künste Berlin

weißensee kunsthochschule berlin

Art Magazines

A Prior Magazine

Art - Das Kunstmagazin

art.es

Art in America

Artmagazine

Artforum

Art Monthly

Artnet

The Art Newspaper

ArtReview

Cabinet Magazine

Cahiers du Cinema

Camera Austria

FlashArt

Frieze

Fucking Good Art

Idea

Kunst-Bulletin

Kunstforum International

Metropolis M

Modern Painters

mono.kultur

Monopol

Mouvement

032c

variant

Parkett

Pavilion Magazine

Spike

Springerin

Starship

tema celeste

Texte zur Kunst

The Selection

X-tra

Art Fairs

Armory Show

Art Basel / Art Basel Miami Beach

Art Cologne

Art Forum Berlin

Berliner Kunstsalon

Berliner Liste

Frieze Art Fair

Liste Basel

PREVIEW BERLIN

Theater / Concerts / Dance in Berlin

Berliner Ensemble

Berliner Philharmoniker

Deutsches Theater + Kammerspiele

Bar jeder Vernunft

Deutsche Oper Berlin

Staatsoper Unter den Linden

HAU - Hebbel am Ufer

Tanz im August - Internationales Tanzfest Berlin

Komische Oper Berlin

Konzerthaus Berlin

Maxim Gorki Theater

Neuköllner Oper

Schaubühne am Lehniner Platz

Sophiensaele

Theaterdiscounter

Theater im Palais

Theatertreffen Berlin

Volksbühne am Rosa-Luxemburg-Platz

Music in Berlin

8mm Bar

amStart

ausland

Berghain

Cafe Moskau

CTM - club transmediale

Dalli Dalli Studios Inc.

Dr. Pong

Festsaal Kreuzberg

Grüner Salon

Icon

Jazzfest Berlin

Kaffee Burger

Kaffee Schmidt

King Kong Klub

Kulturbrauerei

Lovelite

MaerzMusik

Maria am Ostbahnhof

nbi

Rio

Roter Salon

SO 36

TwenFM

Watergate

Wild at Heart

WMF

Zentrale Randlage

Film in Berlin

Arsenal

Babylon Berlin

Central

Eiszeit

FSK

Internationale Filmfestspiele Berlin / Berlinale

Kino Krokodil

Literature in Berlin

Internationales Literaturfestival Berlin

Kaffee Burger

Literarisches Colloquium

Literaturforum im Brecht-Haus

Literaturhaus Berlin

Literaturwerkstatt Berlin

Yeni Yazılar »

WordPress üzerine kurulmuştur.