.
1980’lerin başından beri en önemli çağdaş
Türkiyeli (yakın doğulu) ressamlardan biri olan
Tanyeli’nin büyük boyutlu çalışmaları
güncel,politik ve toplumsal sorgulamaları,
bizi,bir öyküler, mitler,kültler,ritüeller,
dünyasına götürüyor. Enerjik fırçası ve her
zaman güçlü, çok renkli, karanlık arka plan
dünyalarının (tragedya) üzerine yerleştirilmiş
senaryolarıyla sanki ağır konulara sahne
yaratıyor:(arka trajikse,ön umut içeren,arka
umut içeriyorsa ön dramatik) Yaşam ve ölüm
(özlüyor),evren ve dünya (akdenizde bir dağ
köyünde yaşıyor), doğu ve batı (ege denizini
sınır belliyor), geçmiş ve bugün (hey gidi
günler deyip durmuyor), savaş ve barış
(senaryoları öngörüyor),para ve yoksulluk
(katran ve tüyü hazırlıyor) Sanki ilerleyen
küreselleşmeyle, kitleler ve sığınma
toplumlarıyla – tabii yalnızca akıldışılık
prensibiyle (berraklık,sukunet), insanca
düşünme zemini üzerinde mistik ve kült-ürel
buluşmaya hazır olmayla karşı karşıya
gelinebilirlik gibi (şuur), Tanyeli dinsel ve
pagan, şimdiki ile arkaik, doğunun ve batının
imgelerini, kültürel sınırları aşarak
anlaşabilme temeli arayışı içinde dünyasal
tablolarda birleştiriyor.
-”Sanırım iyi ve güçlü bir sergi
hazırladım,çok sağlam resimler var,ama
bunların esprisini günümüzün insanları pek
anlamıyor (veya ilgilenmiyor,veya bana öyle
geliyor ),çünkü eskiden
beri beni takip etmiyorlar.bende aynı temel
kavramları yıllardır anlata anlata
bıktım,yoruldum,şimdi madde,madde yazıyorum,bu
sergideki davranış şöyle:
-tümü yağlı boya,
-mümkün olduğu kadar büyük,
-bunun sebebi ressamın,bize durduğu mesafe,
-önce algılamak,sonra göstermek,
-atmosfer tipik Yavuz,bol enerjili,
-renkler,karılmış,
-desen,saldırılmış,
-kompozisyonlar sıra dışı,yayılmış
(sinemaskop),
-figürler,taze ve yaşanmış,
-politik görüş yedirilmiş,
-resmin arkasındaki titreşim aranmış,
-ressamın resimle olan diyaloğu,akıcı,
-kararlı,seri,heyecanlı,
-resmin belirişi,tınısı ressam için çok önemli,
-sanki tehlikeli bir viraj alıyor gibi,
-sergiyi alttan alta besliyen şey ”kült”,
-eğer becerebildiyse,”anti grek”,
-Türkiyeli (yakın doğulu) olduğunu kabul
eden,konuya burdan bakan,
-anlaşılmamaktan değil,yanlış anlaşılmaktan
korkan,
-piyasada geçerli,(iyi,kötü) estetikleri
sıfırlamaya çalışan,
-uzlaşmıyan,boşluğa bakan,
-hayal kuran,
-maddi manevi toprağa basan,
-sabırlı ve umut eden,
-kökleri grek öncesinde,hedefi mevcudu
aşabilmek olan,
-çalışmanın bir ”tempo” olduğunu bilen,
-temponun,’’swing” içermesini öneren,yapmaya
çalışan,
-sonunda belki sert fakat pozitif imgeyi
düşürmeyi amaçlıyan,
-varoluşcu,
-paylaşımcı,
-açık sözlü,
-efkarlı,duyarlı,
-efsunlu
-romantik,
-kökten idealist,
-ne yapmanın değil,nasıl yapmalının,
-bildiğinin değil,bilmediğinin peşinde olan,
-sanatın ancak boya ve bilek ile orijinal
(biricik) olabileceğini söyliyebilen,
-vesaire”,
Tanyeli, gerçek perdesinin ardındaki asıl kötü
güçleri ve ruhları yakalamak isteyen çağdaş bir
büyücü; o hep tanınmaz kalmayı başaranları,
ipleri çeken ama kendi hiç görülmeyenleri. O,
dünyayı ateşe verip dinsel ve küresel
motiflerin arkasına saklanan asıl kundakçıların
peşinde. Çok ta mücadeleci, bu ressam,ve de çok
yalnız. Herşeyin kitlesel tüketime ve aşırı
üretime yönelmiş olduğu bu dünyada yalnız
başına olmayı denemeye uzun zaman önce karar
vermiş.
Heike Stockhaus
ernst barlach müzesi (hamburg) yöneticisi
”made in turkey” projesi küratörü.
fly me to the moon
160×206 sm,gitarist ve kazağını çıkaran adam
168×208 sm,bar sahnesi
138×208 sm,papatyanın ensesi
140×206 sm,koltukta dinlenen müzisyen
207×185 sm,kült ve ben
Çığlık ve Açıkgörürlülük
Saldırganlığını gösteren bir resim (dile getiren demiyorum, resim bir şey dile getirmez). Resim, ilkin ve en temelde, kendini gösterdiği için, saldırganlığını gösteren bu resme saldırgan diyebiliriz.
Ama kime saldırgan, ve niye?
Yavuz Tanyeli, belli bir sertliği, kuruluğu içererek sessiz yoğunluğa gönderen doğa resimleri de yapmıştır. Yağlıboya resim “tad”ını iyi bilir, ama bunu bir sınırda tutmasını da kendini ve seyircisini bu “tad”a kaptırmayı istemez (ki bu kolay düşülen bir tuzaktır). Görece ve yüzeysel çekimlere kendini kapatan bir resimdir Yavuz Tanyeli`ninki: şıklık, ama bir yere kadar ve asıl bu “yer” önemlidir, şıklığın ötesindeki, güzel`in ötesindeki.
Oysa şimdi karşımızda duran resimler, Yavuz Tanyeli`nin bu sessiz alanından ayrı, daha büyük ve karmaşık kompozisyonları sınıfına gitmektedir, onların bir çeşit doruğunu oluşturmaktadır. Daha önce rastladığımız “trompetçiler” tema`sını, genel olarak figür anlayışını, patetik ve yoğun içeriği bu resimlerde de bulmaktayız. Ama burada görkemli bir bütün karşımızdadır, bir çeşit resim opera`sı ve bütünü göz önünde bulundurarak Yavuz Tanyeli`nin resmiyle ilgili -ama daha geniş olarak resim ile ilgili ya da belirli bir resim ile ilgili- yeni sorular sorabiliriz, ya da bazı soruları yeniden sorabiliriz.
Böylece ilk saptamamıza dönmüş olmaktayız: Saldırganlığını gösteren bir resim.
Önce, saldırganlığı açmalıyız. Bu, öyle basit bir söz değil. Ya da , Yavuz Tanyeli`nin resmine gönderen bir söz olarak, “saldırganlık” basit bir söz değil.
Boya kullanımına dikkat ediyoruz: Kalın tabakalar, tual üstü bir kabartı oluşturarak, içten gelen bir çeşit fışkırmayı, volkan kabartısını çağrıştırıyor. Saldırganlık, şiddet olarak, ilk önce boya kullanımında söz konusu. Bu boya kullanımı hep bana Cezanne`ın son döneminde yaptığı Vallier portresini, ya da kuru kafalı natürmortlarını düşündürtmüştür. Durağan bir sürüş, kendi içine ezilen tabakalar, evet, Van Gogh`tan çok, belli bir Cezanne da rastladığımız sürüşler. (Portre dedik, unutulmasın ki Yavuz Tanyeli belki de zamanımızın en kendiliğinden en acımasız portrecilerindendir -ama acımasızlığını modellerine neredeyse bir lütuf gibi kabul ettirebilecek kadar inceliklidir.)
Yine biçimsel düzlemde kalacak olursak, figürlerdeki “kalabalık”tan söz edebiliriz. Bu tarz, figürün nötr ayrıntılarını belirtmektense onu bir güç -bir güç “kişiliği”- olarak öne çıkarır. Yavuz Tanyeli`nin figürleri, değişik güç kişilikleridir, değişik güç birleşimleri oluşturur. Yavuz Tanyeli`nin figür tarzı, bakışı yüzlere çeker -yani bakışlara çeker- Böylece karşımızda, yüz ağırlıklı “kaba” figür kişilikleri durmaktadır. Yüz ile birlikte duruş da önem taşır. Yavuz Tanyeli`nin estetiği, kendini ele veren duruşlara yöneliktir. Duruş (“poz”), genelde, vücut yoluyla bir düşünceyi gizleme yöntemiyken, Yavuz Tanyeli`de tam tersine, ortaya çıkması sakıncalı sayılabilecek -bir kötülüğü, kötü niyeti gösteren- düşünceyi açığa vurur.
Bu güç konusuna değinebiliriz. Resmi, içsel (öznel) ve dışsal (atmosferik, jeolojik, sıvısal, bitkisel, kozmolojik, hayvansal v.s…) güçlerin, çizgi, ışık ve renk ile deneylendiği bir alan olarak ele alabiliriz. Bu olgu, değişik estetiklerde, hem Doğu`da hem Batı`da hep süregelmiştir. Ancak, güç derken fiziksel modele kapılmamak gerekir. Resme ve daha geniş anlamda plastik uygulamaya açılan, üst üste güç düzlemleri vardır. Örneğin, içsel güçler, duygulanımlar olarak karşımıza çıkabilir -hem duyumsamalar olarak, hem duygular olarak. Eğer insanın temel bir özelliği karşısındaki insanın ya da insanların duygularını “sezebilmekse”, kendi duymuş olduğu duygularla karşılaştırıp bir bakıma “anlayabilmekse”, ressam, başka insanların duygulanımlarını resminde “gösterme” çabasına girişebilir.
Yavuz Tanyeli, yaşadığı toplumun kimi insanlarının olumsuz duygularını gösterir birçok resminde: Tam da bu olumsuz duyguların kendi duygularıyla çarpıştığı noktada (öznel bakış açısı). Sorun, sadece olumsuzluğu “sergilemek” değildir; olumsuzlukla bir duygusal çarpışma an`ı nakledilmektedir. (Yavuz Tanyeli`nin uzun çabalarla oluşmuş büyük tual`leri, bu an`ın yoğunluğunu korumasını başarmaktadır: Yorucu resim!).
Evet, Yavuz Tanyeli`nin karşımıza koyduğu “güçler” bunlardır: Bir toplumun olumsuz duygularla yüklü figürleri. Yavuz Tanyeli`nin figürleri, böyle bir olumsuzluğu gösterir - ve bu olumsuzluğu gösterir- ve bu olumsuz luk, kötülüktür, kötü niyettir, kötü eylemlerdir.
“Kötü”, “kötülük” sözcüklerini basit bir ahlakçılıktan çıkaracak olursak; diğer insanlara özgürlük bırakmayan, onları esir almış iktidar adamlarına uygulayabiliriz.
Yavuz Tanyeli`nin resimlerinin bir bölümü, böyle bir iktidarsız olgusunun vurgulanmasından ve bu olguya başkaldırıdan oluşmuştur. Resim, hem Doğulu, hem Batılı tarihinde, “güçler” ile uğraşırken, toplumsal ve toplumsal olmayan karanlık güçlere değmiştir. Siyah Kalem`deki ve Çin resmindeki cinlerden, Bosh`daki, Goya`daki, Delacroix`daki, Picasso`daki kötülük temsillerine kadar. Ama kötülük dolaysız olarak ele alınmadığında bile, örneğin grup resimlerinde ve portrelerde, ölümcül`ün yeri büyük olmuştur resim tarihinde.
Yavuz Tanyeli`nin toplumsal göndermesi barizdir. Özellikle karşımızdaki bu son dört büyük tual, bize günümüzle ve toplumumuzla ilgili apaçık işaretler sunmaktadır.
Şimdi biraz bu işaretlere değinelim.
Resimlerden dışa fışkıran ağır kütleler içinden din göndermeli figürler göze çarpmakta. Cin ya da şeytan olgusu göze çarpmakta. Olağan gibi görünen, ama karanlık bir şeylerin döndüğünü bize sezdiren insan kümeleşmeleri göze çarpmakta. Bir cehennem ufkundan sivrilmekte şehrin minareleri kubbeleri ve damları. Dinin sözünü ettiği kıyamet görünmekte ufukta ve bazen de en ön planda (zaten alışılmış anlamdaki perspektif derinliğini söz konusu eden bir figüratif resimle karşı karşıyayız). Bu kıyamet, tam da din olgusunun politik-ideolojik söylemde ve toplumsal gerçeklikte gündeme yerleştiği bir an`da söz konusu olmakta.
Yavuz Tanyeli`nin kurduğu ilişki bariz: İktidar kötülüğü, tam da kimi dini metinlerin sözünü ettiği anlamda (kıyamet ve cehennem anlamında) dinin politik-ideolojik dışavurumuyla bütünleşmekte bugün. İnsanlara özgürlük bırakmaya , onları esir almış iktidar adamları din kuşanmış adamlar olarak karşımızda.
Ama sahici resmin iktidara bakışı, felsefi ya da daha geniş anlamda acı, tehlike, ölüm -kötülük güçleri- gösterilirken, bu belli estetik anlayışlarla gösterilmekte; ve resim, “demek istediği”nin olanaklı dilsel ifadelerini daima aşmaktadır; çizgilerle, renklerle genel bir izlenim, bir “hava”, seyirciyi içine alırcasına yayılmakta ve bu “hava” onu neredeyse canlandırabilmektedir… Resmin duyumsal nitelikleri, onun “demek isteyebileceği” anlamı gölgeleyebilmekte ya da bir kenara itebilmektedir -böylelikle salt resmin büyüsüne kapılmak olanaklı olmaktadır. Düşünceye bir çağrı özelliğini taşıyabilen resim, en temelinde duyumlara bir çağrıdır ve sessiz bir duyumsama sürecinde seyirciyi bir bakıma sarhoş edip, onu düşüncelerinden – belki de en acil olması gereken düşüncelerinden- uzaklaştırabilmektedir. Paradoks Şurada: “Dur!” diyen bir resim, kendi duyumsal çağrısında dur diyememektedir. Ama bu çağrıya bir sınırlama olanaklı değil mi?
Her sahici ressam gibi, Yavuz Tanyeli de bu paradoksun farkındadır. Şıklıkla beraber, resmin duyumsal “baş döndürme” olanaklarını (ki şıklıktan daha geniş olanaklardır.) “demek istediği”nin acilliği adına sınırlamasını bilip, bunları gereken dengede tutmak için çaba harcamaktadır.
Resmin cazibesini arttırmak elindeyken, bunu durdurmaktadır; cazibe kurulurken bozulmaktadır Yavuz Tanyeli`nin resimlerinde. Zor denge. Neredeyse kendine karşı bir tavır. “Hoş” denilemez Yavuz Tanyeli`nin yaptıklarına onun bütün yağlıboya bilgisine (bilincine) bağlı çekimlerine rağmen. Ayrıca, daha sakin resimlerinde gördüğümüz kompozisyon uyumunu bilinçli olarak bozmaktadır bu büyük resimlerde. Neredeyse boş alan bırakmamaktadır. Değişik boyutları ve değişik grupları birlikte kullanmaktadır (anlatıya yakın bir yöntem).
Kötülük güçlerinin günümüzdeki görüntülerine -gerçeğine- yönelen resminde, Yavuz Tanyeli hem bu güçlerin saldırgan özünü göstermekte hem de bunu yaparken bu güçlere kendi yollarıyla saldırmaktır. Böylece resmi, bir çarpışmanın resmidir ve bizi de bu çarpışmaya katmaktadır. Aynı şeyleri düşünüp düşünmediğimizi tam bilmeden, belki biz daha iyimserken, ama Yavuz Tanyeli`nin sanatında hiçbir ideolojinin değil, insani bir çığlığın ve kesin bir açık görürlüğün öne çıktığını sezerken.
Ahmet Soysal
Hoyrat ve Cesur…
Yavuz Tanyeli, notlarından, eskiz ve poşadlanndan oluşan “Ene’l ayn” (Ben gözüm) adını verdiği kitabının girişine şöyle bir not düşmüştü: “Bugüne kadar hiçbir ressamın izlemediği bir ‘yoldan’ figür çizebilir misin?” Kendine sorduğu bir soru muydu bu, yoksa bütün resamlara yöneltiliniş bir sorgulama mı? Resim sanatımızda figür kaynaklı bütün sanatçı çıkışlan, bugüne kadar resmin anakarası sayabileceğimiz bu tema çevresinde öbeklenirken, genellikle figürlü entelektüel sanat akımlarının merceğinden görmenin getirdiği biçimsel bir yaklaşıma bağlı kalmışlar, bir tür “ustalık” güdümü içinde olmuşlardır. Böyle bir güdüm, kayıt ve kural tanımayan, özgürlüğü bu bağlamda görmekten kaçınan eğilimlere ister istemez yabancılaşmayı da beraberinde getirmiştir. Sonuçta “iyi” figür çizmenin koşullan bellidir: Onu doğacı anlamda kavramak ve yansıtmak kadar, belli ölçülerde biçimbozma yöntemlerine göre şekillendirmek de, okulcu geleneğin kazandırdığı yeteneklerdir. Sanatçı, bu geleneğe sırtını döndüğünde varacağı nokta, “otodidakt” ressamların ya da halk sanatçılannın yöneldiği “bakir” alan, yani kayıtların ve koşulların dışındaki serbest bölge olacaktır. Bugüne kadar hiçbir ressamın izlemediği “yol”, bu “serbest bölge” içinde arandığında, karşımıza çıkacak figür konsepti, yerleşik figür ana örneklerinin de ötesine geçecektir.
içimizdeki saklı isyan
Bir süredir Yavuz Tanyeli’nin, büyük boyutlu resimleriyle yapmak istediği budur kanımca. Ne var ki onun boya kullanımından kompozisyon düzenine varıncaya kadar, hantal görünüşlü figürler aracılığıyla kendine mal etmeye çalıştığı öznel disiplin, resim sanatının özellikle 1900′lü yılların başlarından bu yana geliştirdiği ve giderek uluslararası bir kabul gören dışavurumcu akımla da görece bir bağlantıyı yansıttığından, yalıtılmış bir tarz da değildir. Ama bu bağlantıya, gene de etkilenme bazında oluşmuş bir ilişki açısından yaklaşmamak doğru olur. Yavuz Tanyeli ‘nin hoyrat ve cesur fırça tuşlarıyla kurduğu figürler kadar, onların içinde yer aldıkları çevre de bize yabancı değil: Biz, onun resimlerdeki insanlar gibi, onların yaşadıkları çevreyi de bilmekteyiz. Tanyeli ‘nin resimleri karşısında yabancılık duymak yerine, onları bizim yaşantı .dünyamızın belgeleri olarak görmemizin nedeni belki de budur. Ya da biz, bu resimlerin dur-durak bilmez, “vahşi” görüntüsünde, içimizdeki saklı isyanın göstergelerini bulmaktayız.
Ne olursa olsun, göz ardı edilmeyecek olan şey, bizim insanımızın, bir yerlerden gelerek bu resimlerin içinde kendi temsiliyet portresiyle özdeşleşmenin bir yolunu bulmuş olmasıdır.
Yeni çalışmalar arasında, Tanyeli’nin öteden beri ikinci bir uğraşı alanı olarak benimsediği bronz döküm iki heykeli ve Beykoz’daki fabrikada yaptığı cam işleri yer alıyor. Bunlar, görsellik olgusunu malzeme temeli üzerinde değerlendirmeye özel bir itina gösteren sanatçının yeni ürünleridir. Bronz heykellerin, primitif uygarlıklara özgü bir tasarım modeliyle kan bağı içinde bulunması şaşırtıcı bir şey değil. Cam etütler için de aynı şeyler söylenebilir. Resimleri gibi, bu tür işleri de kadim kültürlerin gizemli inanç kütleriyle yakından ilgilidir. Daha doğrusu Yavuz Tanyeli, kendi sanatının esin kaynaklannı, gizem kapılannda aramanın getirdiği u yarıcı unsurlara vurgu yapmaktan fazlasıyla hoşlandığı için, her çalışmasında bu unsurlar doğaldır ki öne çıkarmaktadır.
ilginç gördermeler
Değinmemiz gereken bir başka nokta, aynı beden üzerindeki farklı yönlere bakan birkaç insan başının işlendiği resimlerin, ilkel kültürlerdeki eşzamanlılığı anımsatan bir tasvir geleneğine yaptığı ilginç göndermedir. Yavuz Tanyeli’nin her cepheden ayrı bir algıya yol açan heykellerinde de zaman zaman uyguladığı bu yöntem, düşünsel içerikli çağrışımlara zemin hazırlamaktadır.
Yeni resimlerinde, “her şeyin başı” dediği ışık, Bodrum gibi ışığı yoğun bir ortamda çalışmanın doğal sonucu olarak, daha önceki resimlerine oranla boyanın yapısına bu kez büyük oranda kanşmakta, kompozisyonlara işlek bir uyum sağlamaktadır.
Yavuz Tanyeli ‘nin kullandığı teknik göz önüne alındığında, ustası olarak nitelendirdiği Orhan Peker ile dirsek teması içinde bulunduğu kuşku götürmez. Ama söz konusu olan, sadece dirsek teması ve ustasını iyi saptamanın getirdiği bilinçli seçimdir. Ondan ötesi ise sanatçının kendi yorumuna dayanan biçim ağırlıklı yaklaşımıyla ilgilidir.
Kaya Özsezgin
Cumhuriyet Gazetesi
21 Mart 2006
Deneme
Bir deneme yapayım dedim kendi kendime, kataloğun yazısını kendim yazayım… Bu sergide kendimi serbest bıraktım. Hayatın ve çalışmanın temposu bu sergiyi oluşturdu. Gümüşlükte yaşam güzeldir. İnsanı rahatlatır, hiç bir şeyin olmasa bile, moralin iyidir. Kalbim kırık olabilir. Toplumun büyük bölümüne küsmüş olabilirim, fakat yine de resim yaparken dürüst olmaya çalışırım, inandığım pentür anlayışı, boyanın hamuru, fırçanın enerjisini, bedenin gücünü tuvale vururum. Eğer yeterince sakinsen, çok derinlere inebilirsin veya yükselebilirsin. Tabii dönebileceğin kadar uzağa. Yoksa orada kalırsın. O da olabilir, kendi kararın… Birkaç tane kendi portrem çıktı. başımın arkasındaki kel, plastik bir çıkış başlattı. Figürün elinde görülen kırık kalp de hikayeyi bitirdi. Kırık kalbini elinde tutan adam. Yaz boyunca bütün dünya İsrail’in yediği haltları izledik, buna cevap büyük bir resim yaptım, biraz karmaşık bir resim. Adı ‘dünyanın ortası’. Artık birer Yavuz klasiği olan cazcılar serisinden sağlam yorumlar çıktı. Hele üç dört tanesi çok güzel. ‘enel ayn’ kitabında ne yapmalı konusunda düştüğüm notlardan biri ‘koskoca moderni’ kendine doğru eğeceksin, idi. Eğer postmodernin pastahanesinde takılmak istemiyorsan, mecburen, boyanın sihirli dünyasına doğru gideceksin demektir. Ya boya denizine atlar ve ömür boyu yüzersin, ya da kıyıda dolaşırsın. Benim garipsediğim konu bütün sanatçıların grek estetiğine ve sonrasına olan merakı. Oysa bu sanat tarihinin tamamiyle provakasyon ve manüpilasyondan ibaret olduğunu biliyoruz. Yani dönüştürme. Var olan bir kavramı alıp ona kendi ruhunu üflemek, güneşli bir günde sokakta ya gölgelere ya da ışığa bakarak yürümek gibi. İki kavram asla kavuşamaz. Burada önemli olan nerelere basmak istemediğimizdir. Dönüşmüş haline mi bakacağız, orijinal haline mi? Orijinal de başka bir dönüşmüş değil mi? Genel trend son yıllarda Amerika’ya ve Almanya’ya bakmaktır. Aslında hep böyle olmuştur. Akademik olmayan ressamlardan yeni bir şey belki çıkabilir. Çıkması da gerekir, fakat yeninin arandığı alan buna elverişli değil. Dışarıda aranıyor, halbuki içeride aranması gerek. Anadolu uygarlıklarını geleceğin oluşacağı zemin olarak görmek gerekiyor. Arkaik ruhu ve kendinizi anlamak için iyi bir toprak. Kabullenmekte zorlandığımız toplumsal kimliğimiz. Özellikle laik baskının sanatçılar üzerinde ki, galericiler ve eğitimciler vasıtasıyla uyguladığı aşağılama eylemleri genç sanatçıları korkutuyor, onların kendilerini birer seçkin elit, toplumun üstünde birer misyoner, özel, hissetmelerini zorluyor. Genç okula girdiği andan itibaren kendini farklı, ona anlatılan kimlikler gibi zannediyor. Otuzbeşlere kadar bu yanılgı sürüyor. Sonrası kişiye kalmış. Formlar yassı ve bozuk, renkler canlı ama kirli. Tuşeler birbirinin üzerinden kayıyor. Alanlar birbirine sağlam tutunuyor. Arabesk form ve anlamlar uygun yerden vokal yapıyor. Çağrışımlar hüzünlü ama iyimser. Birden değişiyor.sakin bir bölgenin hemen yanında kaotik bir ortam olabiliyor.resim adeta çelişkilerle örülüyor.tabakalar halinde yapıldığı için ön ve arka planların netlik ayarı farklı oluyor.resmi dikey ve yatay incelediğin zaman tualin içindeki bir görünüyor,bir görünmüyor.imgeler yanındaki ile hem barışık hem çelişik.mesela bir çiçeğin yanında bir amerikan bayrağı olabilir.özellikle portrelerde, bir çeşit fırça soloları beliriyor.bir çeşit söz.sonra bu sözler rüzgarlara,öfkeye,okşamaya maruz kalıyor.akıl ile duygunun,koşuştuğu bir alan.her resim ya bitiyor ya bitmeye çok yakın bırakılıyor.bırakmanında bir adabı var,yeri gelince. Henüz bitiremediğim bir resmin atmosferini anlatmaya çalıştım. Ressamdan yazar bu kadar olur.
Yavuz Tanyeli - Ekim 2006 Gümüşlük / Bodrum













EN YÜKSEK KULENİN TÜRKÜSÜ
Dönmeli, geri gelmeli,
O sevdalar çağı.
Dayandım nasıl da
Unutamam bir daha artık,
O korkular, kaygılardı
Uçup gitti göklere.
Bir belalı susuzluk
Kabartıyor damarlarımı.
Dönmeli, geri gelmeli,
O sevdalar çağı.
Bir çayır gibi tıpkı
Unutulmuş bir kıyıda,
Karamukların, günlüklerin
Çiçek açıp büyüdüğü,
O yabanıl uğultusunda
Korkunç pis sineklerin.
Dönmeli, geri gelmeli,
O sevdalar çağı.
Arthur RIMBAUD
Çeviri:
İlhan
BERK