KATRAN ve TÜY modern sanat bilgi ortamı

SundayDecember28th,2008

Kategori: öldürücü madde — Etiketler: , — KatranveTuy @ 01:46AM
Sevgili Yavuz abi,
Bugün ….. ve …’i ,….. o fotoğaftaki barış işareti yapan çocuk, galeriye götürdüm,çok mutlu oldular.Bir haftadır gelmek istiyorlardı ama bir türlü gelmiyorlardı.  ..,,. ; ‘kendimi önemli biri gibi hissettim,” dedi, kendisiyle gurur duydu, kendisine biraz değer vermiş olmasını sağlamak beni çok mutlu yaptı, sana da çok teşekkür ederim. Akşam diğer çocuklarla ……..’de buluştuk, içlerinden biri ….., Can’ın aşk şarkısı şiirinin yanına resmini astığımız çocuk eroini bırakmış. Diğerleri neden bizim fotoğraflarımızı sergiye koymadın diye şaka yollu şikayet ettiler. ….. bugün eroini bırakmaya karar verdi. …., dövmeli kolları olan çocuk, sana çok teşekkürlerini iletmemi söyledi. ….. uzun uzun senin resimlerinden bahsetti, en çok deccali beğendi, çok doğru anlatmışsın,öyle dedi, eroin aynı o resimdeki gibi canavar bir kadınmış, ….. da resim yapacakmış, ressam olmaya karar vermiş:)  ….. ile ….. bir şiir yazmışlar, tabii çok çocukça bir şiir, biraz komik ama çok içten, onu alıp fotokopi çektirdim, ekte ve aşağıda gönderiyorum, kitap için arşivimizde bulunsun diye ne varsa topluyorum……. de yanında hep bir defterle geziyor, daha önce fark etmiştim ama hiç merak etmemiştim, bugün ne  yazdığını sordum, defterinde bir sürü ilginç hikaye var, o kendini iyi ifade edebilen bir çocuk. O yazıları da ondan alacağım. Bugün çok mutlu oldum, onların sevincini görünce nasıl iyi bir şey yaptığımızı fark ettim, çok çocuk gibiler ve çok iyiler,sana çok teşekkür ederim. sevgiler,ç….,

Cicim ayları kısaydı

Bir gençlik hevesiydi belki

Çok fazlaydı uyuşturucu hevesi

En sevdiği şey oldu flashback etkisi

Hiçbir şeyden zevk alamaz oldu bünyesi.

Cicim ayları kısaydı, kestiremezdi

Geçmişini bir anda silemezdi

Bırakmak istiyordu lakin

Hastalık buna izin vermezdi.

İlk kayıplarını vermeye başladı artık

Kişilik, gurur, aile, arkadaşlık

Hepsini kaybetti birer birer yazık

En iyi arkadaşı oldu yalnızlık.

Artık bir kişilik sahibiydi ama kiralık

Bir vuruşa her şeyini verebilirdi artık

Hayatı kurtulmak istediği bir bataklık

Bunun sonu intihara gider artık.

Gelin görün duyun şimdi beni

Siz yarattınız beni

Bağımlılık değil kimsenin kaderi

Kurtarabiliyorsanız kurtarın şimdi beni.

bir eroin bağımlısı,bir eroin bağımlısı daha,,

WednesdayDecember10th,2008

’seri katil eroin’ ,sergi: 23-31 aralık 2008 karşı sanat çalışmaları

Kategori: Kategorilenmemiş — Etiketler: , , , , — KatranveTuy @ 11:31PM

MondayAugust25th,2008

öldürücü madde ,eroin ,

Kategori: Katran ve Tüy — Etiketler: , , — KatranveTuy @ 03:28PM

40 günde 9 kişi eroin komasından hayatını kaybetti

Uyuşturucu kaçakçıları polisten darbe yiyince iç piyasaya yöneldi, ölümler arttı

İstanbul’da son iki ayda 14 kişinin normal dozda EROİN alarak hayatını kaybetmesinin ardından ortaya atılan senaryolar polisi hareketlendirdi. Geçmiş yıllardaEROİNden ölenlerin sayısı yıllık 7’yi geçmezken, bu oranın son iki ayda 14’ü bulması, uluslararası uyuşturucu kaçakçılarına karşı önemli başarılar elde eden Narkotik Polisi’nin dikkatini, yeniden sokak satıcılarına yöneltmesine yol açtı.

Uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu bölgeleri gözaltına alan dedektifler, risk altındaki bağımlılarla ilgili çalışmalarını sürdürürken, olayın uluslararası kaçakçıların bir oyunu olabileceğini de göz önünde bulunduruyor. Polisi bu düşünceye sevk eden iki önemli neden var. Bunlar, İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü’nün son iki yıldaki başarılarında saklı.

Narkotik Polisi, son 34 yıllık tarihinde en büyük iki operasyonunu, 2000 ve 2003 yılında gerçekleştirdi. Bu operasyonlardan ilkinde 3 ton 200 kilo EROİN ele geçiren polis, 2003’te ise 2 ton 338 kilo eroin ile ikinci büyük başarıya imza attı. Uzmanlar, bu başarılara karşı intikam almak isteyen uluslararası uyuşturucu kaçakçılarının, İstanbul Narkotik Polisi’ni zor duruma düşürecek ve kamuoyunun dikkatini daha sosyal olaylara çekecek eylemlere girişebileceklerine dikkat çekti. Uzmanlara göre aşırı dozda EROİN kullanımından ölümler bunun için iyi bir araç. Ölümlerden sonra kamuoyu baskısında kalacak olan Narkotik Polis, enerjisini daha çok sokak satıcılarına yönelteceği için kaçakçılık alanında bir boşluk oluşacak. Bu da uluslararası eroin baronlarına sevkıyat için istedikleri zamanı kazandıracak. Bir başka görüşe göre ise uyuşturucu ile mücadelede başarılı ekibe ulaşamayan EROİN kaçakçıları, teşkilatın dikkatini dağıtmak için kamuoyunun hassas olduğu aşırı dozdan ölümleri kullanıyor.

İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü’nde görevli üst düzey bir emniyet yetkilisi, böyle bir senaryonun kendilerini yıpratmak amacı gütse bile yaptıkları çalışmalarla bunun üstesinden geleceklerini söyledi. 34 yıllık narkotik tarihinde 2003 yılında yaptıkları eroin operasyonunda ele geçirilenEROİNin, ikinci en büyük miktar olduğuna dikkat çeken aynı yetkili, “Sokak satıcılarına karşı yeni çalışmalarımız gündemde. Yakın tarihte bunların sonuçlarını almaya başlayacağız. Ölümlerde artış olması piyasada saf tabir edilen eroinin dolaştığı anlamına geliyor.” diyor.

Zeytinburnu Kozlu Mezarlığı’nda geçen hafta cesedi bulunan eroin kullanarak yaşamını yitiren 14 kişiden biri Burçin Bircan. Polis, kamuoyunun daha çok tanıdığı ve uyuşturucu bağımlısı mankenlerin de bu hazin sona doğru gittiğine dikkat çekerek, “Beyoğlu Cihangir’de kümelenen bazı bağımlılar kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Daha ünlü bağımlıların da aşırı dozdan ölmelerini engellemek içen çaba sarf ediyoruz. Bu bölgedeki bağımlılar lütfen polise başvursunlar.” ifadesini kullanıyor. Hayatını kaybeden bağımlıların büyük çoğunluğunun aynı çevreden olmasına vurgu yapan polis yetkilileri, aşırı dozda ölümleri seri cinayet gibi algılıyor. Soruşturmanın bir ayağını da Cinayet Büro ekipleri yürütüyor.

Urfi Çetinkaya’ya ait 502 kilo eroinin 23 Kasım 2003’te ele geçirilmesinden sonra piyasada panik yaşandığı belirtilerek, kaçakçıların malı yurtdışına çıkarma riskini göze alamayınca iç piyasaya yönelmiş olabileceği öne sürülüyor. Ancak bu iddialarla ilgili henüz somut bir veri elde edemediklerini anlatan bir Narkotik dedektifi şöyle konuşuyor: “EROİN her el değiştirişinde, aracılar daha fazla para kazanmak için katkı maddesi kullanıyor. Böylece eroinin saflığı azalıyor. İç piyasaya satılan maddelerde bu katkı kullanılmamış olabilir.” Eroini tüketiciye satan ‘torbacıların’ uyuşturucudan ölmesinin alışıldık bir durum olmadığını belirten Narkotik dedektifleri, “Torbacılar, malın kalitesini bilirler. Bir günde 60 yaşında bir kadın ve iki torbacının ölümü tesadüf değil.” diyor.


BU MADDE UYUŞTURUCU SAYILIYOR ???

40 günde 9 kişi eroin komasından hayatını kaybetti

30 Kasım 2003: Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde okuyan Selen Atılgan (21) eroinden hayatını kaybetti.

31 Kasım 2003: Yaklaşık 10 yıl uyuşturucu kullanmak ve satmak suçundan cezaevinde yatan Yılmaz Taşır (42) öldü.

10 Aralık 2003: Beyoğlu’ndaki bir sinemada eroin alan Şişli Anadolu Lisesi öğrencisi K.V. komaya girdi. K.V’nin, babası, oğlunun 13 yaşında uyuşturucuya başladığını söyledi.

31 Aralık 2003: Nejat Güler(30), Bayrampaşa’daki evinde tek doz eroinden öldü.

5 Ocak 2004: Mankenler kraliçesi Burçin Bircan, Zeytinburnu Kozlu Mezarlığı’nda ölü bulundu. Bircan’ın 16 yaşından itibaren uyuşturucuya başladığı bildirildi.

5 Ocak 2004: Nevşehir SSK Hastanesi’nde çalışan 25 yaşındaki Yeliz Kurt da eroinin kurbanı oldu.

9 Ocak 2004: 60 yaşındaki A.K. eroin komasından öldü. Sokak satıcısı olduğu gerekçesi ile poliste kaydı var.

9 Ocak 2004: 59 yaşındaki M.S. adlı bayan eroin kullanımından ÖLDÜ. Sokak satıcısı olduğu iddiası ile poliste kaydı var. Cesedi Haseki Hastanesi’ne kaldırıldı.

ÖLDÜRÜCÜ MADDELER SINIFINA ALINMALIDIR !!!

2004

SaturdayMay 3rd,2008

kudurru

Kategori: Katran ve Tüy — Etiketler: , , , , — Webmaster @ 01:10PM

MondayNovember 5th,2007

fabrikalar üretime devam etti.

Kategori: öldürücü madde — Etiketler: , — KatranveTuy @ 12:47AM

Sayın Yasamacı Beyefendi,

Temmuz 1917 kararnamesiyle süslenen 1916 yasasını çıkartan beyefendi, sen bir salaksın.

Çıkardığın yasa ulusun uyuşturucu bağımlılığı oranında bir azalma yaratmaksızın, sadece eczacılığa dünya çapında zarar vermeye yaradı, çünkü:

1. İhtiyacını eczaneden temin eden bağımlı sayısı çok azdır;

2. Gerçek bağımlılar ihtiyaçlarını eczaneden temin etmezler;

3. İhtiyaçlarını eczaneden temin eden bağımlıların hepsi hastadır;

4. Gönüllü bağımlılara göre hasta bağımlıların sayısı çok daha düşüktür;

5. Eczanelerden uyuşturucu alımının kısıtlanması asla gönüllü ve örgütlenmiş bağımlılara engel olmayacaktır;

6. Her zaman uyuşturucu kaçakçıları olacaktır;

7. Her zaman davranış bozukluğundan, tutkuyla bağımlı durumunda olan kişiler olacaktır;

8. Hasta bağımlıların toplum içinde zamanaşımına uğramayacak bir hakları vardır, bu da rahat bırakılma hakkıdır.

Bu her şeyden önce bir vicdan sorunudur. Uyuşturuculara ilişkin yasa, insanların acısına sahip olma hakkını kamu sağlığının zorba-müfettişlerinin eline düşürdü; çağdaş tıbbın kendi görevlerini her bireyin vicdanına zorla kabul ettirmeye çalışması tuhaf bir çaba. Resmi yasanın tüm melemeleri bu vicdan olgusu karşısında etki gücünden yoksundur: şu da bilinmelidir ki, ölümden bile daha fazla acımın efendisiyim ben. Her insan fiziksel acının ya da açıkyüreklilikle katlanabileceği düşünsel boşluğun oranı konusunda yargıç, hatta tek yargıçtır.

Bilincin açık olması halinde de, kapalı olması halinde de, hiçbir hastalığın elimden alamayacağı bir bilinç vardır, fiziksel yaşantımı bana duyumsatan bilinçtir bu. Eğer bilincimi yitirdiysem, tıbbın yapacağı tek bir şey vardır, o da bu bilinci yeniden elde etmemi sağlayacak maddeleri bana vermektir.

Fransa Eczacılık Okulu Diktatörü Beyefendiler,

sizler huysuz ukalalarsınız: öncelikle göz önünde bulundurmanız gereken bir şey vardı; ruhunu yitirmiş olmanın acısını tatmış olanların ruhsal yaşantıya dahil olmalarını sağlayacak, zamana direnen eşsiz madde afyondur.

Afyonun kesin olarak etki ettiği bir hastalık vardır ve bu hastalığın adı düşünsel, tıbbi, fizyolojik, mantıksal ya da ilaçlara ilişkin biçimiyle, her nasıl isterseniz, İçsıkıntısıdır.

İçsıkıntısı delirtir.

İçsıkıntısı intihar ettirir.

İçsıkıntısı lanetler.

İçsıkıntısını tıp bilmez.

İçsıkıntısını doktorunuz duymamıştır.

İçsıkıntısı yaşamı yaralar.

İçsıkıntısı yaşamın göbek kordonunu düğümler.

Haktan hukuktan uzak yasanızla benim içsıkıntımı, cehennemin tüm pusula iğneleri kadar ince bir içsıkıntısını en ufak bir güven duymadığım insanların, tıbbi salakların, gübre eczacılarının, adaletsiz yargıçların, doktorların, ebelerin, tıp müfettişlerinin eline bıraktınız.

Bedende ya da ruhta meydana gelen sarsıntılar, insan elinden çıkma hiçbir sismograf yok ki benim acımı tinimin yıldırımlar saçan acısı kadar kesin biçimde hesaplasın.

İnsanların hiçbir rastlantısal bilimi benim kendi varlığıma ilişkin sahip olabileceğim kesin bilgiden daha üstün değildir. Bende olan ne varsa hepsinin tek yargıcı benim. Ambarlarınıza dönün tıbbi kokuşmuşluklar, ve sen de, Sayın Bay Yasamacı Koyun, senin saçmalamanın nedeni insan sevgisi değil, bunu gerizekâlılık geleneğinden yapıyorsun. Bir insanın ne olduğu konusundaki cehaletin, yalnızca insanı sınırlayarak gösterdiğin aptallıkla eşdeğer tutulabilir. Umarım çıkardığın yasa dönüp dolaşıp babanın, ananın, karının, çocuklarının ve bütün torunlarının başına dert olur. Şimdi yut bakalım yasanı.

GENEL GÜVENLİK

AFYONUN ORTADAN KALDIRILMASI

Sonsuza dek rahat bırakılmamız için uyuşturucunun sözümona tehlikeleriyle ilgili sorunu didik didik etmek istiyorum gizli saklı bir şey bırakmadan. Benim bakış açım toplum karşıtıdır açıkça. Afyona saldırıda yalnızca bir neden vardır. Bu neden, afyon kullanımının toplum bütünlüğünü tehlikeye sokma tehlikesidir.

Oysa bu tehlike yanlıştır.

Ruhta ve bedende çürümüş olarak doğduk, anadan doğma uyumsuzuz; afyonu yok ederek suç işleme gereksinimini, beden ve ruh kanserlerini, umutsuzluğa eğilimi, doğuştan alıklığı, kalıtımsal frengiyi, içgüdülerin ezilgenliğini ortadan kaldırmayacaksınız; herhangi bir zehre, morfin zehrine, okuma zehrine, inziva zehrine, otuzbir zehrine, sürekli düzüşme zehrine, ruhun köksüz zayıflığının zehrine, alkol zehrine, tütün zehrine, toplum karşıtlığı zehrine güdümlü ruhların varolmasını engellemeyeceksiniz. Toplumun geri kalanı için iyileşmez ve yitik ruhlar vardır.

Onların çıldırmalarına yol açan bir yolu ortadan kaldırın, on bin tane başka yol yaratacaklardır. Daha etkili, daha şiddetli yollar, kesinlikle umutsuz yollar bulacaklardır. Doğanın kendisi de ruhen toplum karşıtıdır, yalnızca örgütlenmiş toplumsal birlik, güçlerin zorbalığıyla insanoğlunun doğal eğilimine karşı hareket eder.

Bırakalım yitikler yitsinler, olanaksız, üstelik gereksiz, çekilmez ve zararlı bir yenilemeyle uğraşmaktan daha iyi değerlendirebiliriz zamanımızı.

İnsan umutsuzluğunun nedenlerinden hiçbirini ortadan kaldırmadığımız sürece, insanın kendisini umutsuzluktan kurtarmak için kullandığı yolları yok etmeye hakkımız olmayacaktır.

Çünkü öncelikle bu doğal ve saklı itkiyi, insanın kendisini bir yol bulmaya iten, hastalıklarından kurtulmanın yollarını arama fikrini ona kazandıran bu yanıltıcı eğilimini ortadan kaldırmak gerekirdi.

Ayrıca, yitikler doğaları gereği yitiktirler, hiçbir ahlaksal yenilenme düşüncesi bunu değiştiremez, yaratılıştan bir gereklilik söz konusudur, intiharın, suçun, aptallığın, deliliğin tartışılmaz bir onulmazlığı söz konusudur; insanın başa çıkamayacağı bir ihanet söz konusudur, bir karakter ezilgenliği söz konusudur, tinin iğdiş edilmesi söz konusudur.

Söz yitimi varlığını sürdürür, omur iliği hastalıkları, frengili menenjit, hırsızlık, zorbalık varlığını sürdürür.

Cehennem şimdiden bu dünyanın ve zavallı cehennem kaçkını insanların içindedir, kaçışlarına bitimsizce yeniden başlamaya güdümlü kaçkınların içinde. Bu konuda bu kadar yeter.

İnsan sefildir, ruh zayıftır, her zaman yolunu kaybedecek insanlar vardır. Yollarını nasıl kaybettikleri önemli değildir; bu toplumu ilgilendirmez.

Yenilemenin bu konuda hiçbir şey yapamayacağını açık açık gösterdik, öyle değil mi, zaman kaybeder, dolayısıyla artık aptallığını derinleştirmede diretmeyeceğini gösterdik.

Sonuç olarak zararlıdır.

Gerçeğe doğrudan bakmaya cesareti olanlar tarafından, Amerika Birleşik Devletleri’nde alkolün yasaklanmasının sonuçları bilinir, öyle değil mi?

Deliliğin bir üst-üretimi: eter rejiminde bira, el altından satılan kokainle dolu alkol, katlanan esriklik, bir tür genel esriklik. Kısaca, yasak meyve yasası.

Afyon için de aynı şey geçerli.

Uyuşturucuya duyulan merakı arttıran yasak bugüne dek tıbbın, gazetelerin, edebiyatın pezevenklerine yaradı yalnızca. Uyuşturucu lanetlilerinin oluşturduğu savunmasız ve aşağı mezhebe karşı (savunmasızlar çünkü aşağı sınıftan onlar ve çünkü her zaman bir istisna söz konusu), o tin, ruh, hastalık lanetlilerine gösterdikleri sözümona kızgınlık üstünden kendilerine ustalıkla boktan ünler sağlamış insanlar var.

Ah onların ahlaksal göbek kordonları nasıl da iyi düğümlenmiştir. Analarından doğduktan sonra, hiç günah işlememişlerdir, öyle değil mi? Onlar havaridirler, yol göstericilerin soyundan gelirler; sadece öfkelerini nereye harcadıklarını, özellikle bunun için ne kadar para aldıklarını ve her şekilde bunun onlara neler sağladığını sorabilir insan kendine. Öte yandan asıl sorun bu değildir.

Gerçekte, zehirlere karşı gösterilen bu aşırı öfke ve birbirini izleyen aptal yasalar:

1. Zehir ihtiyacına karşı etkisizdirler, bu ihtiyaç giderilse de giderilmese de ruhta doğuştan varolur ve ruhu kesin biçimde toplum karşıtı hareketlere sürükler, hatta zehir varolmasa bile.

2. Toplumun zehir ihtiyacını arttırır, ve onu gizlenen bir kötülüğe dönüştürür.

3. Gerçek hastalığa zarar verir, çünkü asıl sorun, hayati düğüm, tehlikeli nokta buradadır:

Tıp için ne yazık ki hastalık varlığını sürdürmektedir.

Bağımlılara karşı olan tüm yasalar, tüm kısıtlamalar, tüm kampanyalar, toplumsal durum içinde zaman aşımına uğramayacak haklara sahip, insanlık acısının yarattığı bütün yoksunların elinden hastalıklarının ilacını, onlar için ekmekten de değerli olan bir besini, sonuç olarak yaşama yeniden dahil olmalarını sağlayacak aracı almaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.

Morfin yerine veba, diye uluyor resmi tıp, yaşam yerine cehennem. Hastaların hastalıkları içinde yatırılıp bekletilmeleri gerektiğini ileri sürecek J.-P. Liausu (kendisi ayrıca cahil bir cücedir) türünden gerizekalılar vardır yalnızca.

Bir yandan da bu mühim kişinin tüm ukalalığı burada kendini gösterir ve bütünüyle serbest davranır: genel iyilik adına, diye ileri sürer.

İntihar edin umutsuzlar, ve siz, bedenen ve ruhen işkenceye uğramış olanlar, bütün umudunuzu yitirin. Bu dünyada sizi rahatlatacak bir şey yok artık. Dünya sizin ölü kemiklerinizle yaşıyor.

Size gelince, açık bilinçli, tabesli, kanserli, kronik menenjitli deliler, siz anlaşılmadınız. Sizde öyle bir nokta var ki hiçbir doktor asla onu kavramayacak ve bana göre o nokta sizi kurtarıyor, sizi yüce, arı, mükemmel kılıyor: siz yaşamın dışındasınız, yaşamın üstündesiniz, sıradan insanın tanımadığı hastalıklarınız var, ortalama düzeyi aşıyorsunuz ve bu yüzden insanlar size diş biliyor, onların rahatlarını zehirliyorsunuz, onların düzenlerini altüst ediyorsunuz. Özünde bilinen hiçbir duruma uyum sağlayamamanızın yattığı, sözcüklerle anlatılamayacak, önüne geçilmez acılarınız var.

Tekrarlanan ve sabit durmayan acılarınız var, çözünmez acılar, düşüncenin dışında kalan acılar, ne bedenden ne de ruhtan kaynaklanan, ama ikisinden birden doğan acılar. Ben de hastalıklarınızı paylaşıyorum ve soruyorum sizlere: kim yatıştırıcının miktarını belirlemeye cüret edebilir? Hangi üst düzey aydınlık adına? Ruhlar bizim, biz bilginin ve aydınlığın kendisinin kökünde duruyoruz.

Bunu da ayak dirememize, acı çekmekte diretmemize borçluyuz. Acı bizlere tutunacağımız huzur dolu bir yerin arayışıyla, ötekilerin iyilik içinde aradıkları düzenin kötülük içindeki arayışıyla, ruhumuz içinde yolculuklar yaptırıyor. Biz deli değiliz, biz harika hekimleriz, ruhun, duyarlılığın, özün, düşüncenin dozajını biliyoruz. Rahat bırakılmamız gerekiyor, hastaların rahat bırakılmaları gerek, insanlardan hiçbir şey istemiyoruz, onlardan yalnızca hastalığımıza iyi gelen şeyleri istiyoruz. Biz yaşamımızı gayet iyi hesapladık, yaşamımızın ötekiler karşısında, özellikle de kendimize karşı kısıtlamalar getirdiğini biliyoruz.

Hastalığımızın bize her gün zorunlu kıldığı kabul edilmiş ölgünlüğün, kendimizden el etek çekmenin, incelikler konusunda felce uğramanın ne demek olduğunu biliyoruz. Hemen intihar etmeyeceğiz. Bizi rahat bırakmanızı bekliyoruz.

1 Ocak 1925

Çeviren: Orçun Türkay Kaynak: kitaplık, Sayı:64 Eylül 2003

yukarıdaki metin

Antonin artaud‘un avrupada eroin’in yasaklanması üzerine kaleme aldığı,metindir.artaud burada,bir ‘bağımlı olarak’,bu yasağın hiç bir şeyi değiştirmiyeceğine dikkati,kendine has saldırgan üslubu ile dikkati çekmeye çalışıyor,günümüzde türkiyede hala anlaşılmayan ve umursanmayan,hasta haklarından söz ediyor.eroin öldürücü bir maddedir.bağımlı olursan ki,üç kullanışta olunur,hiç bir şekilde tedavisi mümkün değildir,ancak kaçınılmaz ölüm geciktirilebilir,bu yöntem de ticarete dönüşmüş ve büyük paralara olabilmektedir,kısa bir müddet için.

aşağıdaki metin ise,

1917 de avrupada yasaklanan,eroin ve eroin üreten fabrikaların nasıl türkiyeye geldiğini,kimler tarafından işletildiğini,ve atatürk’ün bile bunları kapatmakta nasıl zorlandığını anlatmaktadır.eroin tc.nin temel,para taşlarından biridir,o kadar ki,uyuşturucu maddeler kanununda bile,sıradan bir muamele görmekte,en büyük eroin baronları dahi 3-5 sene ceza ile kurtulabilmektedirler.şu anda bağımlıları en azından ölümden kurtarabilecek ilaçların türkiyeye ithali yasaktır. karlı bir iş ve cezası az olduğu için ticaretini yapan tüccarlar her gün artmaktadır,öyleki halk bu duruma bir tekerleme bile uydurmuştur…bir kilo toz bir otobos ! artaud’un yüz sene önce anlatmaya çalıştığı,kanun yapıcıların,bürokratik tutumu günümüzde,kaçakçılığı körüklemiş,özellikle amerikan operasyonları ile dünyayı sarmıştır artaud bu gün şiddetli bir metin yazsa idi bundan kimler nasibini alırdı bir düşünün siz artık.)

Türkiye’deki Yasal Eroin Fabrikaları

NuMB, 03 Kasım 2007 15:35

Etiketler: eroin, uyuşturucu, türkiye ve uyuşturucu, eroin fabrikaları, afyon, afyon ticareti

-Büyüklere inkılap tarihi departmanından-

Adını hepimizin bildiği meşhur Bayer ilaç firması 1897 yılında bir ilaç keşfedip tescil ettiriyor. Müthiş ağrı kesici özelliği olan ilaç, bir yıllık fare testlerinin hemen ardından, kanser, tüberküloz ağrıları için zaman kaybetmeden piyasaya sürülüyor. Hikâyeye göre, Bayer’de çalışan bir mühendis, keşfettikleri ilacın insan bedenindeki etkilerini tam anlamak ve bir test sürüşü yapmak için, ilacı damarına enjekte ediyor, ilacın etkisindeyken de “Kendimi kahraman gibi hissediyorum” diyince, bunu duyan diğer ayık kafalı mühendisler ilacın adını “Hero’in” koyuyorlar…

İlaç niyetine yasal satılan uyuşturucular dünya farmakoloji tarihinin bir parçası. Meşhur doktorumuz Freud’un çocuk, genç, yaşlı demeden tüm hastalarına senelerce “kokain” yazdığı bilinen bir gerçek. Tıpkı, şimdi ilköğretim kantinlerinde de bulabileceğimiz ectasy isimli üzeri rölyefli hapların seneler önce Türkiye eczanelerinde “mucize zayıflama hapı” diye satılmaya başlaması gibi.

Tüm dünyada mucizevi olarak karşılanan eroin isimli ilaç, kısa sürede Amerika ve Avrupa’da bir bağımlılar ordusu yaratıyor. Ortalık eczaneleri, ilaç depolarını yağmalayan eroin bağımlılarından geçilmez hale geliyor. Batı dillerinde adı Heroin olan bu ilacın Osmanlı’ya Eroin olarak gelmesini H’leri yutan bir Trakyalı Türk tarafından getirtildiği iddiası üzerine yaslayabiliriz ama adı ve gelişinden ziyade Osmanlı’ya öyle bir geliyor ki eroin, gitmek bilmiyor…

Eroin saf morfinden yapılıyor, morfin ise afyondan. Ve o vakitler, dünyanın en kaliteli afyonu, Anadolu’da yetiştiriliyor. 62 vilayette düzenli afyon ekimi yapmakta olduğumuz yıllar. Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesi…

Tam o tarihlerde yeni icat edilen eroinin de ağır sonuçları görünmeye başlayınca, tüm dünyada afyon ve afyondan üretilen maddelere karşı sert bir kampanya yürütülmeye başlıyor. Elbette, afyon üzerinden büyük rantlar sağlayan ülkeler, bu kampanyaları yalanlıyor, gereksiz buluyor. Örneğin İngiltere, Afyon üretiminin sınırlandırılmasını onaylarken ticaretinin sınırlandırılması konusunda büyük direnç gösteriyor.

Ancak, tüm dünyada büyük yankılar uyandıran doktor raporları ve özellikle eroin karşısında oluşturulan konsorsiyum çalışmalarıyla, 1912 yılında Lahey Afyon Sözleşmesi diye bilinen sözleşme imzalanıp, eroin üretimi tamamen yasa dışı ilan ediliyor. İngiltere afyon üretimine sınır getirilse de, satışına getirilmemesi için ne kadar dirense de kararı değiştiremiyor…

Osmanlı ise, Lahey’e delege bile göndermiyor. 1914’te yapılan ek protokole ise delege gönderse de imza koymuyor.

Sonrası Dünya Savaşı… Sonrası Kurtuluş Savaşı…

Gerçi, Sevr Anlaşması ile konu Osmanlı’yı da bağlar hale geliyor ama Anadolu’da hiçbir yasal düzenleme yapılmıyor ve Anadolu dünya afyon ticaretinin merkezi haline geliyor… Arjantin’inden, Japon’una, İtalyan’ına kadar tüm dünyadan uyuşturucu tüccarları İstanbul’u mesken ediniyorlar. İstanbul bir uyuşturucu cenneti haline geliyor. Afyon ticareti serbest, üstelik de en kalitelisi.

Milli mücadeleyi kazanıyoruz. İlk hükümetimiz kuruluyor ve yabancı sermaye hükümetimize , topraklarımızda “Eroin fabrikası” kurmayı teklif ediyor.

1926 yılında hükümetimizin aldığı bir kararla, Japon bir firma ile ortak, bugünkü Taksim Divan Oteli – Taşkışla mevkiinde Mecidiye Kışlası olarak bilinen yere tarihimizin ilk “Eroin Fabrikası” kuruluyor.

T.C. Uyuşturucu Maddeler İnhisarı tarafından toz ve ekstre halinde satışa sunulan Morfin şişeleri

-T.C. Uyuşturucu Maddeler İnhisarı tarafından toz ve ekstre halinde satışa sunulan Morfin şişeleri-

Tüm modern dünyada yasak ama bizde yasal olan eroinin getirdiği kazanç ve ekonomik hareketlilikle, taze cumhuriyetimiz bir uyuşturucu cenneti haline geliyor.

1929’da ikinci eroin fabrikamız, Eyüp’te Haliç kenarına kuruluyor. Adı; “Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye” – ETKİM.

Yine aynı yıl, üçüncü eroin fabrikamız Kuzguncuk’ta “Türk ecza-yı tıbbiye ve kimyeviye şirketi” – TETKAŞ – adı altında kuruluyor. Kurucuları arasında Kurtuluş savaşı kahramanı İsmail Hakkı’nın da bulunduğu şirketin yönetim kurulu başkanı zamanın TBMM başkan vekili ve Trabzon milletvekili Hasan Saka (1947’de Başbakan).

Bu yıllarda, Türkiye’nin 27 sanayi kuruluşu var ve bunlarının tamamının yıllık kârı 2 Milyon TL düzeyinde seyrederken, eroin fabrikalarımızın cirosu 15 Milyon TL. Aylık bir milyon bağımlının ihtiyacını karşılayacak kadar ve en kalitelisinden eroin imal ediliyor o sıralar genç cumhuriyetimizde.

Bu dönemde inanılmaz ucuz olan eroin toplumun her kesiminde kullanıcı bulmaya başlıyor, iç pazara satışı yasak olan ama denetlenmeyen madde, fabrika çalışanlarından başlayarak tüm ülkede bir bağımlılar ordusu yaratmaya başlıyor.

İçte durum böyleyken, dışarıdan tüm dünyadan gelen ambargo tehditleri, yasal zorlamalar, dayatmalara rağmen Türkiye üretime devam ediyor, 1930’a gelindiğinde dünya gazetelerinde Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü uyuşturucu satıcısı olarak resmediliyordu. Mustafa Kemal bu işe bir son vermek istese de Mecliste eroinden kasasını dolduran milletvekilleri nedeniyle fabrikaları kapattırıp, eroin üretimini yasadışı hale getiremiyordu.

Şubat 1930’da New York’ta yakalanan Alesia isimli bir gemide Türkiye’den yüklenmiş 500 bin dolarlık saf morfin ele geçiyor. Tam bu sıralarda da kurtuluş savaşımızın kahraman gemilerinden Pierre Loti, Lamartine, Bulgaria, Vesta gibi gemiler tüm dünyada uyuşurucu kaçakçısı gemiler olarak fişlenmiş bulunuyordu. Ekim 1930’da Londra’da düzenlenen konferansa Türkiye de heyet gönderdi, amaç uluslararası arenada eroin yüzünden darmadağın durumda olan imajı düzeltip, Milletler Cemiyeti’ne girebilmenin çarelerini aramaktı. Ancak konferansta, Türk heyetinin yaptığı hatalarla Dünya uyuşturucu kaçakçılığının merkezinin, Türkiye’nin yasal eroin ticareti olduğu belgelendi.

Artık tüm Dünya’da Türkiye adı eroinle birlikte anılmaktaydı. 1931 yılında Mustafa Kemal Cenevre’de Türkiye’nin uyuşturucu trafiğinin ana konu olduğu toplantıya bir heyet gönderdi. Heyetin başında eroin fabrikaları yönetim kurulu başkanı Hasan Saka vardı. Hasan Saka, eroin rantının tepesinde oturan isimlerdendi ve tamamen üretimi durdurmaya yanaşmıyordu. Bunun üzerine toplantıdan genç cumhuriyete ağır ambargolar uygulanması yönünde bir karar çıktı. Türkiye köşeye sıkışmıştı.

1933’e kadar göstermelik azaltmalar ve göstermelik eroin taciri tutuklamaları, sınır dışı etmeleriyle fabrikalar üretime devam etti.

1933 yılında bir gün Mustafa Kemal ani bir şekilde kabineyi toplayıp “Eroin Fabrikaları kapanmıştır” açıklamasını yapıyor, direnmelere rağmen karar Halk Fıkrası tarafından onaylanıyor. Mustafa Kemal’in gücüne karşı bile sıkı muhalefet gösteren eroin lobisi kararın yasalaşmasını bir yıl kadar daha erteletmeyi başarıyor. Ve Türkiye’nin yasal eroin fabrikaları bir takım meraklılar konuyu kurcalayana kadar tarihe gömülüyor…

Konuyla ilgili kitaplar:

Overdose Türkiye - F. Cengiz Erdinç

Taklamakan - Serap Bengü

SundayOctober14th,2007

EROİN uyuşturucu madde değildir ,ÖLDÜRÜCÜ maddedir

Kategori: Kategorilenmemiş — Etiketler: — KatranveTuy @ 03:56AM


Tek partinin kurduğu ve işlettiği yasal eroin fabrikalarını biliyor muydunuz?

Eroini piyasaya ilk süren ünlü Bayer firması; hani şu Aspirin’i de şişelere doldurup satan kuruluş. Yıl da 1897! Bayer de çalışan bir kimyager, eroini keşfedip damarına boca ettikten sonra ‘I feel like a hero!’ diye bağırıyor; Yani ‘Kendimi kahraman gibi hissediyorum!’ Millet de bu ‘hero’ sözcüğünü (kahraman) alıp in takısını ekliyor; ve oluyor heroin! Türkiye’ye ilk gelişindeyse, H’leri yutan bi Trakyalı ‘heroin’ yerine ‘eroin’ diyor… Tabi söylentiye göre. Eroin, saf afyondan yapılıyor ve dünyanın en nitelikli afyonu Anadolu’da yetişiyor. Yıl 1910’u bulduğunda, 62 ilde düzenli, afyon ekimi yapılıyor. Ancak bu eroinin ne menem bir bela olduğunu, insanı uçuruma götürdüğünü anlayan dünyada kampanyalar başlıyor, yasaklatmak için. Ve 1912 yılında, Lahey Afyon Sözleşmesi imzalanıyor; eroin üretimi hemen hemen bütün dünyada ‘yasa dışı’ ilan ediliyor!

Ancak Osmanlı Hükümeti, Lahey’e delege bile göndermiyor. Kurtuluş Savaşı’nın bitiminde, kurulan İsmet İnönü Hükümeti’nin kapısını bir Japon firması tıklatıyor. Ve Türkiye’de, eroin fabrikası kurmayı öneriyor. Böylece de 1926 yılında, Japon firmasıyla ortak, bugünkü Taksim Divan Oteli’nin yerinde, T.C. Uyuşturucu Maddeler İnhisarı boy gösteriyor.

Tüm dünyada yasak ama bizde yasal olan eroinin getirdiği kazanç ve ekonomik hareketlilikle, Türkiye bir anda, uyuşturucu cenneti olup çıkıyor! Bu kadarla kalmıyor iş. Hemen ikinci fabrikayı kuruyoruz! Eyüp’te, Haliç kenarına. Adı da çok hoş! Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye - ETKİM ! Hiç soluk almadan, üçüncü eroin fabrikası da boy atıyor; bu kez Kuzguncuk’ta. Adı da, ‘Türk Ecza-yı Tıbbiye ve Kimyeviye Şirketi- TETKAŞ’! Yönetim Kurulu Başkanı kim? TBMM Başkan Vekili ve Trabzon Milletvekili Hasan Saka! O kim? Daha sonra, yani 1947’de Başbakanlık koltuğuna oturan siyasi! Bakın, bu yıllarda, Türkiye’de tam tamına 27 sanayi kuruluşu var! Bunların, yıllık toplam karı 2 milyon lira! Ama üç eroin fabrikasının getirisiyse 15 milyon lira! O dönemde çok ucuz olan eroin, toplumun hemen hemen bütün kesimine yayılıyor. Her ne kadar yurt içine satışı yasaksa da, önce fabrikalarda çalışan işçiler eroin bağımlısı oluyor, sonra da bunların aracılığıyla toplumun dört bir yanına dağılıyor beyaz zehir.

Yıl 1930! Dünya gazeteleri, İsmet İnönü’yü ‘Uyuşturucu Satıcısı’ olarak resmetmeye başlıyor. Mustafa Kemal bu fabrikaları kapatmak istiyor ancak Meclis’te, eroinden kasasını dolduran milletvekilleri fabrikaları kapatıp eroin üretimini yasadışı ilan etmiyor!

Derken, 1930’da, New York’ta yakalanan Alesia adlı bir gemide, Türkiye’den yüklenmiş 500 bin dolarlık saf morfin ele geçiriliyor. Ve bütün TC Bandıralı gemiler, dünyada ‘uyuşturucu kaçakçılığı yapan deniz taşıtları’ olarak fişleniyor! Ve 1931 yılında Atatürk ‘yeter artık!’ diyor, CHP’yi de TBMM’yi de sollayıp, Cenevre’ye, Türkiye’nin, uyuşturucu trafiğini yönlendirdiği tartışmalarına son noktayı koymak amacıyla bir heyet yollanmasını emrediyor.

Heyet gidiyor… Gitmesine de, heyetin başkanı, eroin rantının tepesinde oturan Hasan Saka!! Ve tabi Hasan Saka ipe un seriyor, ama son anda Atatürk’ten gelen çok sert bir telgraf işe noktayı koyduruyor. Böylece de Milletler Cemiyeti’ne girme yolu açılıyor!! Yani Baykal’ın tek parti düzeni ve İnönü dönemlerini sorgulama isteği çok yerinde bir girişim.

Çünkü,özellikle 1938-1950 yılları arası, iyiden iyiye irdelenmeli, incelenmeli ki aynı hatalara bir daha düşülmesin!

Aziz Üstel / Star

WordPress üzerine kurulmuştur.