KATRAN ve TÜY modern sanat bilgi ortamı

FridayAugust22nd,2008

Henry Kissinger’s (new International Order,yeni dünya düzeni)

Kategori: Katran ve Tüy — Etiketler: , , , , , — KatranveTuy @ 05:32PM

[lang_tr]

Henry Kissinger: “Katiller Kapitalizmi”nin teorisyeni

Ahmet Ertegün öldükten sonra birçok gazeteci “Ahmet Ertegün kimdir” sorusu etrafında yazı yayınladı. Örneğin Akşam’dan Oray Eğin, Ertegün konusunda bir yazı ile yetinmedi. Biz ise Ertegün’ü tartışırken ona yakın bir isim aklımıza geldi: Kissinger… Henry Kissinger 1924 yılında Almanya’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Gençliğinde bir Nazi olduğu belirtiliyor. 1938 yılında ABD’ye göç eden Kissinger, 2. Dünya Savaşı boyunca ABD ordusunda hizmet etti (1939–1945) ve 1943 yılında ABD’de vatandaşlık hakkı kazandı. Hem soğuk savaşın, hem de CIA’nın öncülü olan OSS’nin fikir babası olduğu biliniyor.

Harvard Üniversitesi’nden eğitim bursu kazanan Kissinger, uluslararası ilişkiler bölümünde öğrenim gördü ve siyasal bilimler alanında doktora yaptı. Bu yıllardaki önemli eserini “Davit Galula” olarak imzaladı. Galula’yı “Kontrgerilla El Kitabı”ndan hatırlayacaksınız.

1969–1973 yılları arasında başkanın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini yapan Kissinger, Vietnam işgalinde de önemli roller üstlendi. “Bu müthiş başarısından ötürü” 1973 yılında Nobel Barış Ödülünü kazandı. Başlangıçta Vietnam’da sertlik politikasını savunmuş ve ABD’nin Kamboçya’yı bombalamasını desteklemişti. Yenilgiyi de önceden koklayabilen bir zekâ olduğu tartışılmaz.

1973–1977 yılları arasında Richard Nixon ve Gerald Ford döneminde dışişleri bakanlığı yaptı. Bir söylentiye göre perde gerisindeki asıl başkan oydu. Hatta bu dönem Nixonger dönemi diye de anılıyor. ABD’de doğmadığı için başkan olamadı ama birçok dönem boyunca başkanlardan daha etkili bir adam olmayı başardı.

1983 yılında Başkan Ronald Regan tarafından ABD’nin orta Amerika’ya yönelik politikasını geliştirmek için oluşturulan federasyon heyetinin başına getirildi. Kissenger’ın ABD başkanı Nixson’un Çin’i ziyaret etmesinde, Sovyetler Birliğiyle ABD arasında imzalanan SALT silahsızlanma anlaşmasında ve ABD’nin Vietnam’dan çekilmesinde etkin rol oynadığı biliniyor.

ABD’nin Soğuk Savaş dönemi politikalarının mimarı Henry Kissinger, ABD Başkanı George W. Bush’a da danışmanlık yapıyor. Yani Bush politikalarında onun da parmağı var. Ayrıca 11 Eylül saldırısının sebeplerini araştırmakla görevlendirilen kurulun başında da aynı isme rastlıyoruz.

60 yılı aşkın bir zamandır emperyalizmin fikir babası. Başkan Nixon döneminde patlak veren Watergate skandalındaki “Derin gırtlak”ın da o olduğu söyleniyor.

Türkiye ile de çok yakından ilgilendiği biliniyor. Geçtiğimiz günlerde Ertegün’ün bahçesine gömüldüğü Özbekler Tekkesi’nin açılışını da o yapmıştı.

Türkiye’deki yetiştirmesi, geçtiğimiz aylarda ölen Bülent Ecevit. Rockefeller bursuyla ABD’ye giden Ecevit Harvard Üniversitesi’nde Kissinger’den siyaset dersleri almıştı. İlişkileri o tarihten sonra da sürdü.

Kissinger belki de dünyanın en “karanlık” adamı. Pek çok Latin Amerika ve Avrupa ülkesi, Nixon ve Ford dönemlerinde ABD Ulusal Güvenlik Danışmanlığı ve Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Kissinger’in o zamanki eylemlerinden ötürü sorgulanması için sırada bekliyor. Kissinger’ın ifadesinin alınmasına yönelik en son talep, İngiliz insan hakları savunucusu Peter Tatchell’den geldi. Tatchell, Kissinger’ın 60’ların sonu ile 70’lerin başında Vietnam, Laos ve Kamboçya ve Endonezya’da on binlerce insanın ölümünden sorumlu olduğunu belirtiyor. Nixon yönetiminin Vietnam, Laos ve Kamboçya’ya yaklaşık 4,5 milyon ton bomba attığını; bunun tüm İkinci Dünya Savaşı’ndakinin iki katı bir miktara denk geldiğini belirtiyor.

Kissinger ayrıca, kasıtlı olarak ‘Agent Orange’ gibi kimyasal zehirler kullanarak çevrenin toptan tahrip edilmesinden de sorumlu. “Bunlar, 1957 Cenevre Konvansiyonu’na göre savaş suçlarıdır” diyen Tatchell, Vietnamlı gerillaların saklandığı sanılan köylere yönelik hava saldırılarının, “sivillerin koruması noktasında Cenevre Konvansiyonu’nun alenen ihlali” anlamına geldiğini söyleyen, Nuremberg davalarında savcılık yapmış ABD’li General Telford Taylor’un yorumlarına da değiniyor. Tatchell ayrıca, 70’lerin ilk yarısında Kamboçya’yı bombalayan ABD’li pilotları gizlice banda kaydeden, yazar ve müfettiş Fred Branfman’ın tanıklığına işaret ediyor.

Şili’deki hükümet darbesinin arkasındaki adam da o. Pinochet, Kissinger’ın bilgisi dâhilinde ve CIA yardımıyla iktidara gelmiş, demokratik yollardan seçilmiş Salvador Allende’yi devirmişti. Allende cumhurbaşkanı olmadan birkaç ay önce, Kissinger, demokrasi üstüne şu ünlü demecini vermişti: “Kendi halkının sorumsuzluğu nedeniyle bir ülkenin komünizme gidişine seyirci kalmak için bir neden göremiyorum.”

Kissinger, bugün ABD’yi yöneten Neo-Con’lar ile de içli dışlı. Üçüncü dünya ülkelerinde, Türkiye dâhil, yapılmış birçok askeri darbede onun parmak izi olduğu iddia ediliyor.

Ve son olarak… Kissinger’in şu aralar Papa 16′ncı Benedikt’e danışmanlık yaptığı söyleniyor.

kissinger’in 2008 yılı nisan ayında verdiği demeç

Dünya, eşzamanlı yürüyen üç ayrı devrimle yepyeni bir görüntü alacak. Avrupa’daki geleneksel devlet sistemi dönüşüyor; egemenliğin tarihsel kavramlarına yönelik radikal İslamcı bir meydan okuma söz konusu; uluslararası ilişkilerin odak noktası da Pasifik ve Hint Okyanusu’na kayıyor

Er geç gündeme geleceği tahmin edilen ulusal güvenlik politikası tartışması yeni yeni başlıyor. Esasen taktik meseleler, yeni ABD yönetiminin yüzleşeceği en önemli zorlu soruyu gölgede bırakmış durumda: Dünya çapında eş zamanlı yürüyen üç devrimden nasıl yeni bir uluslararası düzen damıtılabilir? Söz konusu devrimleri şöyle sıralamak mümkün:

-Avrupa’daki geleneksel devlet sisteminin

dönüşümü;

-egemenliğin tarihsel kavramlarına yönelik

radikal İslamcı meydan okuma;

-uluslararası ilişkilerin odak noktasının

Atlantik’ten Pasifik ve Hint Okyanusları’na

kayması.

Geleneksel bakış, Avrupa’yla Amerika arasındaki anlaşmazlıkların odağında Başkan Bush’un tek yanlı politikalarından duyulan rahatsızlığın yattığını söylüyor. Fakat yönetimlerin değişmesinden kısa süre sonra şu görülecektir: Atlantik’in iki yakası arasındaki temel farklılık,

Amerika’nın hâlâ geleneksel bir ulus-devlet

olması;

yani Amerikan halkının, Avrupa’nınkinden çok

daha geniş bir ulusal menfaat tarifi uğruna

fedakârlıkta bulunma çağrılarına icabet etmesi.

NATO da değişecek

-İki dünya savaşıyla bitkin düşen Avrupa ulusları, egemenliklerinin önemli veçhelerini AB’ye devretmeyi benimsedi. Fakat ulus-devletle ilgili siyasi bağlılıkların otomatik olarak devredilemediği de görüldü.

Avrupa üstesinden gelmeye çalıştığı mazisiyle

henüz ulaşmadığı geleceği arasında bir dönüşüm

yaşıyor.

-Bu süreçte Avrupa devletinin tabiatı dönüşüyor. Ulusların artık kendilerini ayrı bir gelecekle tanımlamadığı ve AB’nin uyumunun henüz sınanmadığı göz önüne alındığında,

Avrupa hükümetlerinin çoğunun halktan

fedakârlık isteme kapasitesi önemli ölçüde

azaldı.

Britanya ve Fransa gibi en uzun tarihsel sürekliliğe sahip devletler, uluslararası askeri yükümlülükler üstlenmek konusunda en istekli olanlar.

-Bu noktada NATO güçlerinin Afganistan’daki kullanımına dair anlaşmazlık örnek gösterilebilir. 11 Eylül’ün hemen sonrasında Kuzey Atlantik Konseyi, ABD’nin talebi olmaksızın harekete geçerek, NATO anlaşmasının karşılıklı desteği öngören 5. maddesini gündeme getirmişti. Fakat ne zaman ki NATO askeri yükümlülükler üstlenme noktasına geldi, ülke içinden gelen baskılar müttefiklerin çoğunu verdikleri asker sayısını kısıtlamaya ve hayati tehlike gerekçesiyle görev alanlarını sınırlandırmaya mecbur bıraktı.

Sonuç olarak NATO çift katmanlı bir sisteme,

yani ortak eylem yeteneği genel

yükümlülüklerini karşılamayan ‘a la kart’ bir

ittifaka evrilme sürecinde. Zaman içinde iki

unsurdan birinin değiştirilmesi gerekecek:

Ya genel yükümlülükler yeniden tanımlanacak ya da siyasi yükümlülükler ve askeri kapasitelerin bir tür gönüllülerin ittifakı sistemi yoluyla uyumlu hale getirildiği iki katmanlı bir sistem resmen belirlenecek.

-Avrupa’daki devletin geleneksel rolü kıta hükümetlerinin tercihiyle ortadan kaldırılırken, Ortadoğu’daki devletin zayıflayan rolü bu bölgedeki devletlerin kurulma tarzına içkin bir nitelik arz ediyor.

Osmanlı’dan bakiye devletler 1. Dünya

Savaşı’nın sonunda muzaffer güçlerce kuruldu.

Avrupa devletlerinden farklı olarak Ortadoğu devletlerinin sınırları etnik temelleri veya dilsel farklılıkları değil, Avrupalı güçler arasında bölgenin dışında süren rekabetin dengelerini yansıtıyordu.

-Bugün zaten kırılgan olan bu devlet yapısını

tehdit eden güç, Kuran’ın köktendinci bir

yorumunu evrensel bir siyasi örgütün temeli

kılan radikal İslam.

-Cihatçı İslam laik devlet modeline dayalı ulusal egemenliği reddediyor; nüfusun Müslüman inancına bağlılık sergilediği neresi varsa oraya daha fazla ulaşmaya çalışıyor. Ne uluslararası sistem ne de mevcut devletlerin içsel yapıları İslamcıların gözünde meşruiyet taşıdığı için,

İslamcı ideoloji güvenliğin ve endüstriyel

devletlerin refahının hayati çıkarlara hitap

ettiği bir bölgede Batı’nın müzakere veya denge

gibi kavramlarına pek imkân bırakmıyor.

Mücadele bölgesel bir salgın niteliğinde;

geri çekilme seçeneğimiz yok. Irak gibi tek bir

bölgeden çekilebiliriz ama bu yeni cephelerde,

muhtemelen daha da dezavantajlı biçimde

direnmeye mecbur kalmaktan başta işe

yaramayacaktır.

Tek taraflı çekilmeyi savunanlar bile, Kaide veya radikalizmin güçlenmesini önlemek için geride dişe dokunur bir güç bırakmaktan dem vuruyor.

-Bu dönüşümler bir üçüncü gelişmenin arka planında vuku buluyor: Uluslararası ilişkilerin odak noktasının Atlantik’ten Pasifik ve Hint okyanuslarına kayması.

Paradoksal olan şu ki, bu yeni güç dağılımı

dünyanın hâlâ geleneksel Avrupa devletlerinin

niteliklerini sergileyen ulusların bulunduğu

kısmında gerçekleşiyor.

Asya’nın büyük devletleri (Çin, Japonya, Hindistan ve zaman içinde muhtemelen Endonezya) birbirlerine, Avrupa’daki güç dengesinin muhatapları birbirlerine nasıl bakıyorsa öyle bakıyorlar: Yani arada bir işbirliğine gittiklerinde bile birbirlerini doğal rakipler olarak görüyorlar.

Çin-ABD ilişkisi belirleyici

-Geçmişte güç dengesindeki bu tür değişimler savaşa yol açardı; tıpkı 19. asrın sonunda Almanya’nın yükselişiyle yaşandığı gibi. Bugün Çin’in yükselişi böyle bir rolü, daha telaşlandırıcı bir yorum eşliğinde üstleniyor.

Çin-Amerika ilişkisinin kaçınılmaz olarak

klasik jeopolitik ve rekabetçi unsurları

içereceği doğru.

-Bunlar görmezden gelinmemeli. Fakat dengeleyici unsurlar da söz konusu.

-Ekonomik ve finansal küreselleşme, çevresel ve enerjiyle ilgili mecburiyetler ve modern silahların yıkıcı güçü… Bütün bunlar bilhassa Amerika’yla Çin arasında küresel işbirliğine yönelik büyük bir çaba gösterilmesini gerektiriyor. Hasmane bir ilişki her iki ülkeyi de Avrupa’nın iki dünya savaşının ardından düştüğü konuma getirir.

Avrupa ülkeleri, güç uğruna birbiriyle çatışıp

kendi kendini yıkarken, vardıkları yerde diğer

toplumların o güce ulaştığına tanık olmuştu.

-Daha önceki kuşakların hiçbiri dünyanın ayrı köşelerinde eş zamanlı olarak gerçekleşen farklı devrimlerle başa çıkmak zorunda kalmamıştı. Her derde deva tek bir ilacın peşine düşmek boşuna. Yegâne süpergücün geleneksel ulus-devletin kabiliyetlerinden yana olduğu,

Avrupa’nın yarı yolda çakılıp

kaldığı,Ortadoğu’nun ulus-devlet modeline uyum

gösteremeyip din güdümlü bir devrimle yüz yüze

olduğu ve Güney ve Doğu Asla ülkelerinin hâlâ

güç dengesini esas aldığı bir dünyada, bu

farklı bakış açılarını bağdaştırabilecek

uluslararası düzenin niteliği nedir?

Amerika’nınkiyle kıyaslanabilir bir egemenlik kavramını ve Asya’nınkine benzer bir stratejik güç dengesi esasını öne süren Rusya’nın rolü ne olmalı? Mevcut uluslararası örgütler bu meselenin altından kalkabilecek güçte mi? Amerika kendisi ve dünya toplumu için hangi gerçekçi hedefleri önüne koyabilir? Büyük ülkelerin içsel dönüşümü ulaşılabilir bir hedef midir? Uyum içinde hangi hedefler için gayret gösterilmelidir ve tek taraflı eyleme geçmeyi meşru kılacak olağanüstü koşullar nelerdir? Belli grupların manşetleri kapmak için çıkardığı yaygaralara odaklanmak yerine, işte böyle bir tartışma yürütmemiz gerekiyor.

The Washington Post

Henry A. Kissinger: Eski ABD dışişleri bakanı, 7 Nisan 2008

ve türkiye,,,

WordPress üzerine kurulmuştur.